Canınız çok sıkkın biliyorum. Size hokus pokus yapayım mı?
Aynı cümleyi sadece bir ekle ters yüz edeceğim.
AKP’de ihanet sırası seçmene geldi.
AKP’ye ihanet sırası seçmene geldi.
Durumumuz tam olarak böyle. AKP’nin seçmene ihaneti ile seçmenin AKP’ye ihaneti eş zamanlı gerçekleşiyor. Erdoğan, bu zamana kadar çok fazla yol arkadaşı değiştirdi. Yol arkadaşlıkları hiçbir zaman suhuletle, karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesinde sonlanmadı, her seferinde tehdit yahut ihanet vardı. Ancak Erdoğan eski dostlarını terk edip kiminle yola devam ederse etsin, ne yaparsa yapsın, seçmenine tüm bu yaptıklarının onlar için olduğunu söylüyor ve hissettiriyordu. Seçmeni de tüm yaptıklarını onlar için yaptığını düşünerek yanlış bulduğu politikalara yahut söylemlere tolerans gösteriyor, her seferinde Erdoğan’a zaman tanıyordu. “Ne yapıyorsa bizim iyiliğimiz için yapıyor” diyor ve sonucu görmek için bekliyordu.
İhanet ettiği onca kişi ve grubun ardından kaynakları tükenen Erdoğan şimdi seçmenine ihanet ediyor. Seçmeninden başka harcayacağı bir şey kalmadı çünkü. Onu o yapan insanların rızasını kaybettiğini gördüğü anda seçmeniyle suhuletle, helalleşerek vedalaşmak yerine son derece hırçın bir kavga ile ayrılmayı seçti. Seçmenine ihtiyaç duymayacağı bir formül arayışına girdi ve haliyle artık hesap vermek zorunda kalmayacağını umarak seçmeninin elinde avucunda ne varsa alıyor, iktidarını korumak için ihtiyaç duyduğu kişilere, şirketlere tahsis ediyor.
Seçmen kitlesinin bel kemiğini oluşturan emeklilerin aylıklarını sadece ölmeyecekleri bir seviyeye çekti. Kiralarını dahi ödeyemez hale getirdi. Gençler de asgari ücrete talim edince, el mecbur gençler ana-babasının yanına taşındı. Al sana aile yılı!! Rezerv alan yasasıyla bugüne kadar onu köylerde destekleyen köylünün toprağına gözünü dikti. Köylü şimdi ah-u vah ederek saç baş yoluyor ama, olan oldu. Başörtülü bacılarımız da okuyabilsin diyerek çıktığı yolda başörtülü kızların okumasının caiz olmadığını söyleyen hocaların eline bırakmak istiyor kadınları, miras haklarını ellerinden alıp erkeğe devrediyor. AKP’li kadınların bir kısmı öfkeli ama mahcup, bu Frankenstein’i onlar yarattı.
Elbette hatasını asla kabul etmeyen bir kemik kitlesi var ve her daim de olacak. Onlar cumhuriyetten nefret edenler. Onlar zaten kız çocuklarının okumasını lüzumsuz veya yanlış bulanlar. Onlar zaten, çocuklarının yanı başında yaşamasını isteyenler. Onlar zaten seyahat edip gün görmek şöyle dursun, yaşadığı ilçeden burnunu çıkartmayanlar. Onlar hiçbir konuda hiçbir şey yapmayıp, her şeyi rabbine havale edenler. Onlar adına yapılan bu kıyım, içlerinin yağlarını eritiyor.
Türkiye’nin Z raporu alınıyor
Türkiye cumhuriyetin sağlamasını yapıyor bence. Kurulduğu anda Türkiye’deki tüm bataklıkların suyunu kesen cumhuriyet rejimi ve Atatürk devrimleri, bazılarının canını da yaktı. Hem içeriden, hem dışarıdan düşmanları vardı zaten, onları daha da bilevledi kendine. Dışarıdaki düşmanlar, içerideki düşmanların elini hiç bırakmadı. Her daim eğitti, gözetti, besledi, büyüttü ve bugünlere getirdi. Şimdi ise tam kıvamına getirdiğini düşünüyor. Yalnız bunca yıl örtülerin altında işlenen bütün sır da ayan oldu bu süreçte. Kimin eli kimin cebinde gördü herkes. İslamcılar ne kadar dindar, milliyetçiler ne kadar kindar ve neden bu kadar acımasızlar, anladık zamanla.
Her işte bir hayır vardır derler ama işlerin hayrı açığa çıkarken yaşananlar pek de hayırlı olmayabilir. Örneğin: bir doğum öncesi hem annenin, hem bebeğin çektiği sıkıntı. Baba kapıda ter içinde kalır, bunca çığlığın ardından bir mutluluk yaşanacak mı? Eşim yaşayacak mı, çocuğum sağlıklı doğacak mı?
Yahut vücudumuzda birden bire ortaya çıkan elim bir hastalığı düşünelim.
Ben Türkiye’yi uzun yıllar boyunca sağlıksız beslenmiş, kaygıyla gerilmiş, ruhsal ve fiziksel olarak yıprandığı için kanser teşhisi konulmuş bir hastaya benzetiyorum. Öyle şeyler yaşadık, öyle şeyler atlattık, öyle şeylere tanık olduk ki sonunda kanser olduk. Teşhisi duyunca korktuk, hastalığı atlatamayacağımız ümitsizliğine kapıldık.
Uzun zamandır yorucu ve ağrılı bir tedavi sürecinden geçiyoruz. Bu süreçte tedavi işe yarıyor mu diye türlü testlerden geçiyoruz. Şimdi doktorlar iyileşme sürecinde olduğumuzu, son kürü uygulayacaklarını ve sonra testlerimize bir daha bakacaklarını söylüyorlar ama biz korkuyoruz.
Serinkanlı baktığımızda çekilen tüm acılara rağmen, ben Türkiye’nin iyileşmekte olduğunu görüyorum. Yeniden saçlarımız, kaşlarımız çıkacak. Yüzümüzün rengi geri gelecek.
Teşhis ve tedavi süresince şunları gördük.
Bu ülkenin başındaki iki beladan biri olan İslamcılık, hiç kimsenin reddedemeyeceği biçimde bu ülkeye duyduğu nefreti ve düşünce dünyalarının bizi ancak çağlar öncesine geri götüreceğini ispatladı. Hani derdi ya kimileri, biz Atatürk devrimlerini idrak etmedik, kucağımızda bulduk, bu yüzden kıymeti bilinmiyor diye. Hah, işte AKP iktidarı boyunca o devrimlerin kıymeti anlaşıldı, üstelik cumhuriyetten 100 yıl sonra örneklerle aktarılmış oldu yeni nesle; Atatürk’ün neyi, ne için yaptığı. Bakın, Atatürkçü oldu AKP’lilerin çocukları bile!!
Başımızdaki ikinci bela ise Milliyetçilikti. Bu akılsız fikir, kendisinden başka kimseye yaşam hakkı tanımıyordu. Oysa bu ülkede onlarca etnik kimlik vardı ve barış içerisinde yaşayabilirdi. Milliyetçiler, sorgulanmadıkları iktidar sahnesinde mikrofonu kapınca nasıl bir Türkiye yaratacaklarını gösterdiler cümle âleme: Kabadayıların elinde beyni uyuşturucudan süngere dönüşmüş nesiller. Ve sonunda hiçbir ilkeleri, hiçbir ülküleri olmadığını da ifşa ettiler. Bundan büyük hazine olur mu?
AK MHP iktidarı, Türkiye’nin bedeninde yaşayan kanserli bölgeleri bize gösterdi. AKP iktidarına kadar sinsice büyüyen birçok hastalıklı hücre tespit edildi ve 23 yıl boyunca biz, uzun ve sancılı bir teşhis – tedavi süreci yaşadık. Türkiye, içerisinde gizlice yaşayan ve fark edilmezse onu ölüme sürükleyecek olan bu habis kanserli bölgeler bulundu ve temizlenmeye girişildi. Hastalık ağır, tedavi acı veriyor ama herkes biliyor, herkes. Sona yaklaştık. İyi olacağız, her şey çok güzel olacak.
Bir Anayasa kitapçığı fırlatılmasıyla iktidara gelen Erdoğan, bir Anayasa kitapçığı uğruna iktidarından oluyor muhalif seçmen kardeşim, görüyor musun?

Karma mı, mukadderat mı, doğanın yaşam döngüsü mü?
İki Anayasa krizi arasında AKP iktidarı boyunca Türkiye’nin Z raporu alınıyor.
Gördüklerim heyecan verici!! Final sezonunda AKMHP ittifakı cumhuriyet rejimini yok etmek için ABD’nin verdiği ev ödevini yerine getirirken halkı karşısına aldı. Bu karşıya alış sırasında halk için cumhuriyet rejiminin ne kadar hayati olduğu da anlaşıldı. Bugüne kadar Erdoğan’ın tüm yanlış politikalarına tolerans tanıyan halk, işin ucu kendisine, oy verme hakkına gelince, işte orada dur dedi. Her şeye katlandı ama oy verme hakkı tehlikeye girdiği anda Erdoğan’a dur dedi farkında mısınız?
Bugün Erdoğan’ı terk eden AKP’li seçmen ne diyor? “Seni oraya ben getirdim, ben indiririm.”
Heyt bee.. Halkın cumhuriyete ve demokrasiye inancına bakar mısınız? İşte 23 yıllık Z raporundan çıkan sonuçlardan en önemli olanı benim için budur. Laik eğitim, sosyal adalet, eşitlik vs. vs. liste uzar gider ama benim için Z raporunda gördüğüm en önemli kazanım halkın demokrasiye olan inancı. Atatürk başarmış, Atatürk bir kere daha, 100 yıl sonra bir kere daha padişahı yendi!!
1924 Anayasasından 100 yıl sonra darbelerle yenilenen ve AKP eliyle kevgire çevrilen Anayasamızın ardından Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Ancak Z raporunun sonucuna bakarsak, bunu gerçekleştirmek için öncelikle demokrasiye inanan siyasetçilere ihtiyacımız var. Halk demokraside karar kılmışken, padişah olmak isteyen birinin bunu anayasa yoluyla sağlamaya kalkması ise gerçekten acınası. Cumhuriyetin nimetleriyle cumhuriyeti yıkmaya çalışan akıl yenildi.
AKP iktidarı boyunca gördüğüm ve ülkem adına umutlanmama sebep olan en temel şey, halkın demokrasiye olan inancı. Halk, Atatürk’ün padişahtan alıp ona verdiği yetkiye sıkı sıkı sarılmış. Darbeler olmuş, darbe yönetimine karşı oy vererek demokrasiye sahip çıkmış. Devlet, halkın bir kısmını anti demokratik yöntemlerle sistemin dışına itmeye çalıştığı anda halk, oylarıyla demokrasiye sahip çıkmış. CeHaPe zihniyeti halktan uzaklaşınca, onu saf dışı bırakmış.
Yazının başındaki sihirli cümleye gelelim,
Demokraside yürünecek yol kalmayınca AKP’de ihanet sırası seçmene geldi.
Demokratik oy kullanma hakkı elinden alınmaya kalkıldığı anda AKP’ye ihanet sırası seçmene geldi.
Bu mücadeleyi kim kazanır?
Elbette halkı arkasına almayı başaran kazanır. Bu yüzden cumhuriyet ve demokrasi tehlikeye düştüğü anda CHP’nin halka koşması tam da olması gerekendir ve yıllardır halktan kopuk siyaset yapan Cumhuriyet Halk Partisi için de oldukça manidardır.
Formül belli, halkın teveccühünü istiyorsan, halkın yanında olacaksın.



