PKK silah bıraktı diyorlar, eyvallah. Peki, uyuşturucu trafiğini de bırakacak mı?
Terörsüz Türkiye adı verilen sürecin AKP ve MHP tarafından CHP ve DEM Parti’nin işbirliğini yok etmek, Kürt meselesini çözmek yerine, kimsenin çözemeyeceği hale sokmak için başlatılmış bir çözüm-süzlük süreci olduğunu yazıyorum konu gündeme geldiğinden beri.
Buna dair yeni argümanlarımı sıralayacağım bu yazıda.
Geçtiğimiz hafta önce Abdullah Öcalan, daha sonra Dem Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan Özgür Özel’i Terörsüz Türkiye’nin yol haritasının tartışılacağı komisyona davet ettiler. Öcalan davetini demokrasinin gereği olarak temellendirdi (aşiret kültüründen gelen örgüt liderinden demokrasi dersi, peki). Tuncer Bakırhan ise Erdoğan’ın şantaj siyasetine ortak oldu ve siyasi rehinelerin salıverilmesi için bir fırsat olarak temellendirdi çağrısını.
Bir defa Özgür Özel’i komisyona devlet protokolü yerine dağ protokolünün davet etmesi CHP’yi kriminalize etmek için harika bir başlangıç olmuş. Yalnız insan merak ediyor, Dem Parti ile CHP zaten Kent Uzlaşısı yürütmüş iki siyasi aktördü. Madem derdiniz yasal zeminde siyaset yapmaktı, neden Selahattin Demirtaş’ın serbest kalmasını ön şart koşarak süreci başlatmadınız? Neden ön koşul olarak Kent Uzlaşısı tutuklularının serbest bırakılmasını talep etmediniz? Öcalan kendisine Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması mevzusunu açanlara “Şimdi hukuki konuları tartışmaya gerek yok, o konu bekleyecek.” Diyor. Elbette bekletirsiniz, sizin hukukla bir derdiniz yok ki? Sizin yasal zeminle de bir işiniz yok, kimse kimseyi aptal yerine koymasın. Eğer bu süreç PKK’nın silah bırakıp siyasete girmesini sağlamak için yürütülüyor olsaydı, yapılacak ilk iş Kent Uzlaşısı aktörleri ile Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın salıverilmesi olurdu, eli silahlı teröristlerin salınması değil.
Size şimdi bu dönem bilinçli olarak topluma yüklenen Kürt nefretinden söz edeceğim bir de. Kanzileri kaşıyor, kışkırtıyor birileri. Bu da çözüm-süzlük sürecinin medya ayağı.
Suça Sürüklenen Çocuklar olarak özetlenen cinayetler bir süredir gündemimizde. Faillerin genellikle Kürt kökenli olduğu ve cinayetlerin kameraya yansıdığı, medyada aylarca gündemde kalan cinayetler bunlar. Bugün Türkiye’nin birçok yerinde işlenen genç cinayetlerinin kökeni çoğunlukla akran zorbalığı yahut torbacı dediğimiz uyuşturucu çetesi üyelerinin kavgaları değil mi? Tik Tok’da özellikle ölüm üzerinden bile prim kasmaya çalışan zavallılar sebebiyle çok fazla genç ölümü görüyorum. Cenazeyi yahut cinayetin hemen sonrasını gösteren görüntülerdeki çocukların tiplerinden anlıyorsunuz, bulaştıkları hayatın onları nereye sürükleyeceği şaşkınlığı okunuyor yüzlerinden. Gençlerin karıştığı bu tip cinayetler çok yaygın olmasına rağmen, kameraya yansıyan ve ortada hiçbir sebep yokken işlenen cinayetlerin failleri Kürt kökenli. Hep Kürtler katil olmadığına göre, neden sadece onları tartışıyoruz?
İşte kameralar önünde işlenen cinayetlerden ikisi: Ahmet Minguzzi ve taksici Oğuz Erge cinayeti.
Ortada hiçbir sebep yokken işlenen ve kameralara yansıyan bu cinayetler medyada geniş yer buldu. Bu olayın haricinde Narin cinayeti. Cinayete dair her detayı biliyoruz ama sebebi bir gizem olarak kaldı. Tüm köyün cinayetle ilişkilendirildiği ve birbirinden iğrenç iddiaların havada uçuştuğu bir cinayet. İnsanlar bu vakaları konuşurken Kürt’leri hedef göstermeden cümle kuramıyor. Sosyal medyada Kürt’lerin içerisinde yer aldığı tüm şiddet olaylarında yapılan ilk şey ırklarına nefret kusmak oluyor. Bana öyle geliyor ki bu nefret özellikle besleniyor. Kürt nefreti özellikle diri tutuluyor.
Bu cinayetlere Marmaris’te Kürt işletmecilerin mekânlarındaki mide bulandıran eğlence görüntülerini ekleyelim. Bizi rezil ettinizle başlayan ve Kürt kökenine nefret kusan söylemlerle dolu görüntülerin altları. Devlet bu işletmelere ve mide bulandıran eğlence yöntemlerine neden müdahale etmedi de medyaya yansıyıncaya kadar beklendi?
Toplum Kürtlere karşı bilenirken, bir öfke hali hep diri tutulmaya çalışılırken girişilen bu Kürt açılımı size ne kadar makul geliyor? Kürt açılımını iktidar başlatmasına rağmen Kürtlere yönelik en büyük nefret cümleleri kimlerden sarf ediliyor bilin bakalım. Oy verdikleri parti Öcalan’la iş birliği yaptığı halde CHP’yi PKK’lılarla görüşmekle suçluyor hâlâ iktidar trolleri. Bu işte bir terslik yok mu?
İşte üst üste medyada yer alan bu olaylarla eş zamanlı yürütülen teröristlerin salıverilme görüntüleri ile toplumun sinir uçlarıyla oynanıyor. Milliyetçilerin damarına basılırken toplum geriliyor, Kürtlere olan nefret büyütülüyor. İktidar da bu barıştan siyasi fayda bekliyor öyle mi?
Külahıma anlatın!!
Devlet Bahçeli tüm siyasi hayatı boyunca ekmeğini yediği Türk Milliyetçiliğini bir tarafa bırakacak, bundan 3 yıl önce CHP’yi DEM parti ile meşru siyasal zeminde görüştüğü için Atatürk’ün partisini teröristlerle görüşmekle suçlarken şimdi kendisi teröristlerle uzlaşacak öyle mi? Farkındaysanız Erdoğan hem barışta, hem görüşmelerde, hem de CHP’nin komisyona katılımı konusunda çok nazlı davranıyor. İşte bu asla tesadüf değil.
Youtube kanalım için hazırladığım AKMHP iktidarının çözüm-süzlük sürecinden muradı nedir? yayınımı Tik Tok’ta da paylaşmıştım. Bir takipçim videonun altına bir yorum yapmış.
“@Celal Söylemez: Benim farklı bir bakışım var. Dem parti tuzağa düşürülmüştür. Daha önceleri bizim Kandille ilişkimiz yoktur, biz sivil siyasetin unsuruyuz diyen Dem parti, bu süreçte Kandildeki yoldaşlarımız, Kandildeki dostlarımız gibi ifadeleri açıkça kullanarak, organik bağlarını deşifre etmişlerdir. Olası bir sekteye uğrama durumunda hepsi cezaevine girecektir.”
Sizce süreç sekteye uğratıldığı anda cezaevine girecek olanlar sadece DEM partililer mi olur, yoksa hem komisyonda yer alan hem de Kent Uzlaşısı sürecini yürüten CHP’liler de bu işten nasibini alır mı?
İşte bu yüzden CHP, iktidarın yürüttüğü süreci takip etmeli ama asla bir parçası olmamalı. Sürece dair gözlem ve eleştirilerini uzaktan yapmalı ve özellikle Öcalan’la temas konusunda kesinlikle topa girmemeli. Özgür Özel’in Öcalan’ın çağrısını reddetmesi çok yerinde bir davranıştı.
PKK silah bıraktı ama uyuşturucu ticaretini bırakacak mı?
Başlıkta sorduğumuz soruya gelelim. PKK terör örgütü terör faaliyetlerinin yanı sıra çok büyük boyutlarda uyuşturucu trafiği yönetiyor. Avrupa’daki uyuşturucu trafiğinin %80’ini PKK’nın yürüttüğü söyleniyor. Doğu’dan Türkiye’ye katırlarla fincan taşımıyorlardı herhalde değil mi? Bugün Türkiye uyuşturucu baronlarının cirit attığı bir ülkeye dönüştü. Sizce devletle Öcalan arasında bu uyuşturucu ticaretinin akıbeti de konuşulmuş mudur? Malum, komisyonlarda herkesin içerisinde konuşulamayacağı kesin!!
PKK silah bıraktı ama uyuşturucu ticaretini bırakacak mı? Yoksa uyuşturucu ticaretini de bırakıp limon satıp onurlarıyla mı yaşayacaklar? PKK bu işi legal bir şekilde yürütemeyeceğine göre, barış yapmaktansa savaşır görünmek iki taraf için de daha avantajlı görünüyor.
AK MHP iktidarı da, PKK da kapalı kapılar ardında iş görmeyi pek sever. Bermuda Şeytan Üçgeninin görünür olmaktan hazzetmeyeceğini düşünüyorum. Bu süreç sonunda PKK yeniden aktif olacağı gibi, Kent Uzlaşısı suçunu işlemek sebebiyle CHP ve DEM Parti’nin de hem devletin hem Öcalan’ın ayağının altından kaldırılmak istendiğini düşünüyorum.
Yineliyorum, Öcalan ve devlet Kürt meselesini çözmek değil, sonsuza dek kimsenin çözemeyeceği bir hale sokmak istiyor!!



