Mirasyediler

Ay sonları, yılsonları muhasebeciler için sıkışık ve sıkıntılı süreçlerdir. Öyle zannediyorum ki, 25 yıllık AKP döneminin son deminde işte bu sıkışıklığı ve sıkıntıyı yaşıyoruz. 25 yıllık bir işin muhasebesini yapıyorlar. Arada kalmış, gözden kaçmış yahut göz göre göre umursanmamış her şey karşılarına çıkıyor.

Her problemde sorunun kaynağıyla yüzleşmek ve sorunu ortadan kaldırmak yerine bir şekilde problemi aşmayı seçtiler çünkü problemin kaynağı aynı zamanda problemi çözmesi gereken kişilerdi. Her seferinde günah keçileri bulundu, sorumluluk üzerlerinden atıldı. Her seferinde bir ip bulundu, son dakika kurtulundu, bir şekilde bu günlere gelindi. Bir şekilde diyorum çünkü kriz süreçlerini bir şekilde yönetmek akıl-mantık işi değildir. Günü kurtarmak akıllıca bir iş değildir, hele ki süreklilik arz eden işlerde. Bugün ötelediğimiz her problem yarın aşılması imkânsız bir yük olarak karşınıza yeniden çıkar.

AKP de bu makûs talihi yaşıyor. Uzanacağı ipler tükenmiş, sistem dışına atabileceği kişi sınırına ulaşılmış. Bundan sonra dışarı atılacak her bir kişi, beraberinde ana gövdeden bir parçayı da yanında götürecek. Kısa vadeli bir çözüm gibi görünen yöntem, vücudun kan kaybından gitmesine sebep olacak.

Bir zamanlar kimselere eyvallah etmeyen sert açıklamalar yapan hükümet üyeleri, bugün alışkanlıklarını sürdürüyor ancak bu sefer hitap ettikleri başka. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla usulünce, sanki muhalefete gözdağı veriyor gibi görünüp aslında birbirlerine ihtar çekiyorlar. Açıklama yapan her bir taraf, şeytan görmüş bir müminin besmele çekmesi gibi, kendisine yaklaşanların hedefinde aslında Erdoğan’ın olduğunu ve Erdoğan’ı yedirmeyeceklerini söylüyor. Yani her bir klik, bizim arkamızda Erdoğan var, bize dokunan ona dokunmuş olur diyor.

Haksız sayılmazlar, her bir kliğin arkasında Erdoğan olabilir tabii ama önemli olan şu, Erdoğan şimdi hangi kliği gözden çıkaracak? Klikler açıklamalarını yaparken buna da işaret ediyorlar elbette. Kendilerinin sistem için ne kadar hayati olduklarını hatırlatıyorlar. Bize değil yine, bu sefer Erdoğan’a hatırlatıyorlar. Ama yine de kimse kendisini garanti altında görmüyor ki, yekpare dövüşmek yerine kendilerini garanti altına alacak arayışlara giriyorlar. Arayışa girmeseler yenilecekler, girseler, bu sefer rejim tarafından feda edilmeyi hak edecekler, aşağı tükürseler sakal, yukarı tükürseler bıyık gidecek.

Şuan iktidarda yaşanan klikler savaşında konu biz değiliz. Tutuklanan gazeteciler de maalesef artık yekpare bir iktidar zulmünün hedefi değil. Her biri ayrı bir kliğin operasyonuna kurban gidiyor. Sosyal medya erişim engelleri de aynı şekilde, tek bir merkezden yönetilse de, merkezin tek bir sahibi yok diye düşünüyorum. İşte aile şirketine döndürdükleri devlet kurumlarını bu hale getirdiler.

Ümit Özlale olayından sonra herkesin anladığı üzere bu dönemde iktidar içerisinden gelen hiçbir bilgi ve belgeye itibar edilmemeli.

Tuhaf bir hale büründüm ben de bu sebeple. TV izler gibi ellerimi ensede toplayıp izlemek istiyorum filmin geri kalanını. Yıllardır tahmin ettiğimiz çürüme ve birbirini yok etme evresini yaşıyoruz şuan. Artık bizlik bir şey kalmamış gibi. Sokağa bile çıkacaksa fon zede AKP’liler çıksın bana ne modundayım. Onların da tersi pistir haa!! Asla kavgalarında taraf olmak istemem.

Sağ muhafazakâr çevre solcular gibi birbirini boğmak için lümpen bahaneler bulmaz biliyorsunuz.. Derhal organize olur, önümüze gelene 100 tekme diye kol kola girerler. Cami, tarikat ve cemaat kültürü onlara çocukluklarından itibaren verir birlik olma kültürünü. Anında organize olur, firesiz alanda olurlar. Yeter ki kendilerini tehdit altında hissetsinler. Şu an kendilerini tehdit altında hissediyorlar ancak bir yandan da ödemeyi bir şekilde alabilir miyiz diye yokluyorlar. Ödeme alamayacaklarını anladıkları an..

Hem filmin sonuna geldiğimizi iyice anlamanın, hem de muhalefet aktörlerinin pespayeliği hareketsiz kılıyor beni. Gayret ediyorum yine de ama başka şeyler için. Canımı dişime takarak değil. Çünkü canımı dişime takacağım insanların zerre kadar umurlarında olmadığımı biliyorum.

Bu yüzden bir yapıya angaje olmak yerine komple muhalefeti organize etmeye çalışmak daha doğru bir tavır galiba. Küçük-büyük demeden, parti ayrımı gözetmeden, vay sen ne dedin ajanlığına düşmeden birlik olmalı. Sol kültürün yıllardır yenemediği hastalığa kapılmamalı. Yine de alanda olmalı, yine de birlik olmalı ama bu sefer herkesi bir araya getirmek gayreti için.

AKP’yi yıkmak muhaliflere nasip olmadı beceriksiz siyasi aktörler sebebiyle. Onlar, kendi doğal süreçlerini yaşayarak yıkılıyorlar. Yıkımı mümkün olduğunca az hasarla atlatmak, Türkiye’yi yeniden kurarken birliktelik ruhunu korumak gerektiğine inandığım için bir araya getirme gayretine düştüm. 25 yıllık AKP iktidarının ülkemize vermiş olduğu en büyük zarar birbirimize olan güven duygusunun sarsılmasıydı. Bu zararı ancak her şeye rağmen birbirimize güven duymaya başlayarak aşabiliriz. En azından bunun gayreti içerisinde olmalıyız. AKP büyük ve çirkin bir kavgaya tutuştu, bizler, geri kalanlar itidalli olmalıyız.

Anadolu’da aileler bayramlarda kalabalık sofralarda buluşur, kuzenler tatlı tatlı yarışır, gelinler ufak tefek atışır, damatlar zaman zaman darlanır, birbirinin hakkına girilir, olmayacak dedikodular türetilir de yine de ağzımızın tadı kaçmasın diye bir noktada susulur.. İşte o susmalarla korunan “aile bağları” ortaya bir miras meselesi çıktığı anda bir anda koparılır. Artık kimse sözünü yutmaz. Silahlar çekilir, insanlar alabildiğine çirkinleşir, kimse kimseyi teskin etmez, yıllarca yutulan sözler en çirkef haliyle saçılır.

AKP ailesinin miras kavgasını izliyoruz şuan. Üstelik evin reisi henüz hayattayken..


Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Ancak bu sitenin giderleri var ve tek başıma karşılıyorum. Beni desteklemek isterseniz, lütfen Patreon hesabımdan 3 dolarlık bir abonelik oluşturun.

Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas