Boşu Boşuna Koğuşu 6 – Final

Dilekçelerimiz üzerine revire götürülüyoruz bir gün. Önümüz kış, ha deyince muayene olma, ilaç yazdırma şansınız yok. Bu yüzden soğuk algınlığı, kas gevşetici, mide koruyucu vs gibi ilaçları yazdırmak istiyorum. Burada herhangi bir sebeple koğuştan çıkmak, o gününüzün çabuk geçmesi için bir vesile. Dış dünyayla aranızda bir koridor malta. O koridora çıkmak bile dış dünyaya bir temas. Revir önünde beklerken oyuncak vitrinine bakar gibi gelen geçen tutuklu ve infaz memurları bize bakıyor çünkü buranın ortalama tutuklu profiline uymuyoruz pek. Kimi sohbet ediyor, suçlarımızı soruyor tek tek, kimi laf atıyor.

O sırada birinin boğazında, birinin bileklerinde bandajlar olan öfkeli ve yaralı iki kadın geliyor. Doktor içeriden Nazlı’yı çağırıyor ve muayene ettilkten sonra ikisinin de bandajları yenileniyor.

Uzun süre cezaevinde kalmaktan yanakları tüylenmiş, biraz da erkeksi bir tavırla horoz gibi yürüyor Nazlı.

-Bu nasıl Nazlı, diyor yanımdaki tutuklu polis memuru. Nazlı ters ters ona bakıyor ama bir şey yapmıyor. Revir memuruna soruyor:

-Ne yapmış bunlar? Kendilerini mi kesmiş, birbirlerini mi?

-Daha beter, birbirleri için kendilerini kesmişler.

Koğuşun bugünkü dedikodu ihtiyacının %40’ı tamam oluyor bu diyalogla.

***

Avluda havaya yumruklar savurarak hızlı hızlı yürürken bir ses duyuyorum.

-Betül, Betül, gel..

Pencerelere bakıyorum, başkan çağırıyormuş beni.

-N’oldu başkanım? Başkan yine her zamanki gibi hızlı hızlı giyinmeye çalışırken, anlatıyor:

-Özgür Özel geldi, vekil görüşüne gideceğim şimdi, ona bir mektup yazmak ister misin?

-İsterim tabii, diyorum ve Boşu Boşuna Koğuşundaki kadın profillerinden, tıpkı CHP’li belediye başkanları ve bürokratlara yapılan muamele gibi sıradan insanların da tutuksuz yargılama yapılabilecekken peşinen tutuklanıp aylarca iddianame bekletildiğini, bu insanların da bazılarının dosyasında gizlilik kararı olduğu için hiçbir detay öğrenemeden aylarca endişe içerisinde beklediklerini, çoğu kişinin de ilk duruşmada tahliye olduğunu, buradaki eğitimli ve güçlü kadınların bu şekilde sindirilmeye, sistem dışına atılmaya çalışıldığını, boşu boşuna ailelerinden, çocuklarından, işlerinden yani hayattan koparıldıklarını, sıradan vatandaş için de tutuklamanın bir keyfiyete dönüştüğünü anlatıyorum bir sayfalık bir mektupla.

Özgür Özel C-5 koğuşu için Boşu Boşuna Koğuşu dediğim kısımda gülmüş, selam göndermiş, aldım kabul ettim. Bir de yanındaki kişiye dönüp sormuş, “Adana’nın en meşhur, en iyi avukatı kimdir biliyor musun?” Yanındaki bilmediğini söyleyince Oya Hanım’ı göstermiş, “İşte karşında duruyor” demiş. Oya Hanım bunu anlatıyor akşam kahvelerimizi içerken. Ben, Adana’nın en iyi avukatıydım. Siyasete girmeseydim servetime servet katmaya devam ederdim. Siyasette dişiyle, tırnağıyla nasıl Seyhan’da ve haliyle Adana’da ilk kadın belediye başkanı olduğunu anlatmıştı bana. Kimlerle mücadele ettiğini, hangi klikleri yendiğini. “Adana’nın en iyi avukatı işte şimdi burada” diyerek kendini gösteriyor. Burada da avukatlığı bırakmış değil tabii, koğuştaki herkes dosyasını Oya Hanım’a gösterip ücretsiz hukuk danışmanlığı alma şansına kavuşmuş oldu. İçinde bulunduğumuz durum çok absürt geliyor bir anda.

-Başkanım, siz bir belediye başkanısınız ama karşınızda pijamayla oturuyorum.

-Ben de pijamayla oturuyorum Betül’cüm deyip gülüyor Oya Hanım.

AKP’nin bize yaşattığı fantastik dünyada bir belediye başkanıyla üzerimizde pijamalarla sohbet ediyoruz. Başka nasıl bir ortamda bunu yaşayabilirdim ki?

Tutuklu olduğum ilk bir ay boyunca CHP’den avukatlar dâhil kimse gelmiyor ziyaretime. Onlar da haklı, hangi birimize yetişecekler? Ama yetişmeliler de bir yandan, neyse. Avukatım aracılığıyla birkaç selam, geçmiş olsun ve bir ihtiyacı var mı soruları geliyor. İhtiyacımı soran herkese aynı cevabı iletiyorum, hiçbir şeye ihtiyacım yok, bizi gündemden düşürmesinler, yeter. Abdullah Esin ve ben hasbelkader tanınıyoruz ama Ömer Faruk’un bir kitlesi yok, o çocuğa sahip çıksınlar. Çocuğun tweetini 3 kişi görmüş, biri siber güvenlik polisi. Şeyma ile ilk görüşmemden itibaren her görüşmemizde Ömer Faruk’u hatırlatıyorum ve Biz Yurttaşlar’daki arkadaşlara söyle, bizim fotoğraflarımızı hep 3 kişi olarak kullansınlar, o çocuk unutulmamalı diyorum. CMK avukatıyla savunma veren Ömer Faruk’u görmeye de partiden kimse gitmemiş, Şeyma’nın girişimleri sonucu CHP’li genç avukatlar Ömer Faruk’u savunmaya başlıyor. Ohh.

Özgür Özel’e gönderdiğim mektuptan sonra CHP’li avukatlar da ara sıra gelmeye başlıyor. Her avukat görüşü sonrası kızlar merak ediyor,

-Avukatın ne kadar sık gelmeye başladı!!

-Şeymix değil, CeHaPe zihniyetinin avukatları gelmiş.

Şeyma’ya Şeymix demeye başladım çünkü bu kadın sadece hukuki davamı takip etmiyor, kiram nasıl ödenecek, işten çıkarılmamam için ne yapmak lazım, havalar birden soğuyunca bana kabanını getiriyor vs. aynı anda o kadar çok sorunumu takip edip çözüyor ki, o sihirli bir karışım artık benim için.

CHP’li genç avukatlar, siyasi tutuklulara dayanışma ziyaretleri yapıyor. Bazen de muhalif kesimden avukatlar dayanışma ziyaretine geliyorlar. Biz Yurttaşlar’dan avukat arkadaşlarım geliyorlar. Hangi sebeple olursa olsun, o koğuştan çıkmak, nefes aldırıyor insana. CHP İstanbul milletvekili Ali Gökçek geliyor ziyaretime,

-Vekilim, dışarıdayken mesajlarınız geliyordu. Buraya geldim, kendiniz geldiniz, diyorum, gülüyoruz.

Biraz siyaset, biraz gündemden konuşuyoruz. Sürekli cezaevleri arasında koşturduklarından, mitinglere katıldıklarından bu yüzden şu ana kadar gelemediğinden bahsediyor.  Ali Bey de bir ihtiyacınız var mı diye soruyor. Cezaevi şartlarından bahsediyorum, aşırı doluluk sebebiyle yerde yattığımı anlatıyorum. Vekil bey bununla ilgileneceğim diyor ancak istemiyorum. Bir boşluk bulurlarsa başka bir koğuşa verebilirler ancak benim koğuşumdaki tutuklu profilini başka koğuşta bulamam, kendi koğuşumda da bir tutukluya sen kalk, ben ranzada yatacağım diyemeyeceğime göre, böyle kalmak zorunda diyorum. Cezaevi imkânlarından (buzdolabı, televizyon vs) hiçbir şey istemediğimi belirtiyorum. “Sadece bizi unutturmayın, yeter.” diyorum. Kızımın baba ve babaannenin yanında güvende olduğundan bahsediyorum. Ali Bey notlarını alıyor, gidiyor.

Vekil görüşüne gittiğimi bildiklerinden koğuşa döndüğümde bir merak, kim gelmiş?

-CeHaPe zihniyetinden İstanbul vekili Ali Gökçek gelmiş, hepinize selamları var.

Avukatım Şeyma görüşlerimizde ona ulaşıp beni soran, haber gönderen kişilerin notlarını iletiyor önce. Bir defasında da Arya’cığımın notunu getirmişti, ben de ona cevap yazıp gönderdim.. Çıktığımda not kâğıdını bana teslim etti.

Biz Yurttaşlar’dan ve diğer arkadaş çevremden Arya’yı görelim, ziyaret edelim, yanında olalım, onu gezdirelim, ona kitap & oyuncak vs. götürelim gibi teklifler geldi. Ancak bu teklifleri reddetmek zorunda kaldım. Çünkü Arya’ya bir aksilik olmazsa yaklaşık 2 ay cezaevinde kalacağımı, bu süreyi tıpkı biz Samsun’da yaşarken İstanbul’a babasının yanına gelip bir ay tatil yaptığı zamanlar gibi düşünmesini istemiştim. Tıpkı o zamanki gibi gez, oyna, keyfine bak ve benim için endişelenme demiştim. Bildiği alanda, bildiği insanlardan ilgi ve sevgi görüyor. İyi niyetle de olsa, insanların ilgisi yahut şefkati onu aşılabilecek geçici bir durumda değil de, olağanüstü kötü bir durumda olduğu konusunda endişelendirebilir. Bu yüzden Arya’nın normalinin bozulmasını istemiyorum. Okula gidiyor, babaannesi ya da halası onu okuldan alıyor, arada babasıyla birlikte bizim eve gidiyorlar ve babası kedilerin kumunu temizleyip mama ve suyunu takviye ederken Arya da kedicikleriyle vakit geçiriyor. Ben dönene kadar Arya’nın okul, babaanne evi ve bizim ev arasındaki güven üçgeni bozulmasın, ben döndükten sonra o buluşmaları yaparız diyerek kibarca tüm teklifleri reddediyorum. Boşanırken Arya’nın hayatını düşünerek ne babasıyla ne ailesiyle tartışmadık. Yeniden İstanbul’a taşınırken de özellikle onlara yakın ev tuttum, okulu da her iki eve çok yakın. Zamanında aldığım bu kararların kızım için ne kadar doğru kararlar olduğunu fark ediyorum içeri girince. Böylece Arya ben dönene kadar bildiği küçük huzur ortamında kaldı.

İlk kapalı görüşümüzde Arya’ya, “Çıkınca iş yerimden izin alacağım, birkaç gün birlikte vakit geçiririz.” diyorum, “Hayır, tatile çıkalım!!” diyor.

Arya FMF (Akdeniz Ateşi) hastası. 2022 yılında, doğduğundan beri gözüme biraz büyük görünen lenflerini bir hastanede muayene ettirmek istedim. Yaptığı ölçümler sonucu doktor da lenflerinin normalden büyük olduğunu söyledi ve bizi doğrudan 19 Mayıs Üniversitesi Onkoloji servisine yönlendirdi. Çocuk servisi değil de doğrudan onkoloji servisine yönlendirince çok endişelendim. Yaklaşık 1 yıl boyunca her ay onkolojide kan ve ultrasonografi testleri yapıldı. Hastalığını tam teşhis edemeseler de kimi asistan lenfleri almak istedi, kimi sadece biyopsi yaptırmak, kimi doktor sakın ellettirmeyin dedi. Hastane bahçesinde test sonuçlarını beklediğimiz her gün, korkunç bir kaderin bizi bulacağı korkusuyla masum meleğimin oyun oynamasını izledim. Lösemi mi, Lenfoma mı, değilse ne?

Tam o süreçte vücudunda birden bire çıkan çıbanları araştırmak için aynı hastanedeki immünoloji profesörüne muayene olurken hastanede yapılan diğer takipleri gördü ve öğrencilerine kızarak kızımın takibini üzerine aldı. Yaptırdığı testlerle önce Lenfoma ve Lösemiyi eledi, ardından gen testi sonucu FMF teşhisi koydu.

Birkaç farklı belirtisi olsa da, FMF atağı geldiği zaman Arya birden ateşlenir. Yüksek ateş, eklem ağrıları, karın ağrısı, aşırı bitkin olur, iştahı kesilir ve ara ara kusar. Birden bire ateşlenip hastalanan bu çocuk, 24 saat sonra yavaş yavaş normale döner. Önceden bu ataklar yaşandığında biz kreşte vs mikrop kaptı, üşüttü, hasta oldu zannederdik. Bazen doğal ilaçlarla, ateşi bir türlü düşmediğinde de antibiyotik kullanırdık. Meğer o hastalıkların çoğu FMF ataklarıymış. Ancak bu atakları her geçirdiğinde vücutta Amiloid A yükseliyor ve zamanla organlarına kalıcı hasar bırakıyor. Yani Arya’nın bu atakları geçirmemesi gerekiyor. Bu yüzden de hastalığı baskılamak için her gün Colchicine kullanması gerekiyor. Colchicine kullanmaya başladığından beri sadece 3 defa atak geçirdi. İlaç işe yarasa da stres veya aşırı fiziksel aktivite bu atakları tetikleyebiliyor çünkü.

Bu yüzden Şeyma ilk savunmamızda ve her tutukluluğa itiraz dilekçesinde Arya’nın hastalık raporunu savunmasına ekledi ancak ne savcıların ne hâkimlerin umurunda olmadı. Kızımın velayeti bende, devlet beni tutuklayarak kızıma karşı annelik görevlerimi yapmama da engel olmuş oldu.

İlgi, sevgi ve bakımı konusunda içim rahat ama yanında olamadığım için, onu kendimden, kendimi ondan mahrum ettiğim için çok üzgünüm. Çocuğu okula giden, düzenli bir işi olan, maaşlı çalışan bir insanım ben. Hakkımda şikâyetçi olunabilir, tutuksuz bir şekilde iddianame süreci yürütülebilirdi, bu tutuklama hevesi neden? Beni kızımdan, evimden, işimden, ailemden, çok korktuğunuz sosyal medyamdan ve yazılarımdan uzaklaştırdınız da ne oldu? İşleriniz yoluna girdi mi?

Ya Arya’yı emanet edebileceğim, güvenebileceğim kimse olmasaydı? Ne yapacaklardı? Beni tutuklamak için kızımı devletin çocuk bakım evlerine mi alacaklardı geçici olarak? Yoksa beni zaaflarımla tehdit ederek susmamı mı sağlayacaklardı? Evet, yapmak istedikleri ve sonunda yaptıkları buydu.

Sorumsuzluğunuzun hiçbir mantıklı açıklaması yok. Vicdanlı bir tarafı da yok. Zaten iddianameme dahi yazamadınız cumhurbaşkanına hakaret suçunu. Copy-paste iddianamelere bir yenisini daha eklerken, beni tutuklamaya sebep olarak gördüğünüz Cumhurbaşkanına hakaret suçunu delillendiremediniz ve iddianameye yazamadınız. Ama zaten mesele o değildi, mesele benim gibi bir figürün cezaevine girmesi ve benim sayemde benden cesaret alan insanların korkutulmasıydı.

Korktum mu?

Korkmadım.

Yıldım mı?

Hem de nasıl, bıktım sizinle meşgul olmaktan, AKP zihniyetinin daracık beyninin içinde yaşamaktan. Muhalefet etmekten asla vazgeçmeyeceğim çünkü kızımı bir tweet yüzünden insanların tutuklandığı bir ülkede büyütmek istemiyorum. Kaçıp gitmeye de hiç niyetim yok, mecbur, bu iktidarı değiştirmek, ülkemin nefes almasını sağlamak için elimden geleni yapacağım.

Cezaevinin kat kat duvarları arasında ve gökyüzüne açılan daracık penceresinde dahi özümdeki ruhla hep iletişim halindeydik. Bir peygamberdevesi gördüm bir gün avluda. Günlerce duvarda aşağı indi, yukarı çıktı. Sonunda bir gün bir noktada sabitleşti. Benim yürüyüşüm boyunca birkaç saat içerisinde deri değiştirdi ve gitti. İşte ben de o peygamberdevesi gibi deri değiştirdim ve çetin kış şartlarına hazırladım kendimi cezaevinde.

Avluda gökkuşağı mı görmedim, kuşlar bana minik tüylerini mi göndermedi, ümit ve umut veren çok fazla mesaj aldım evrenden. Ancak çıkmadan bir süre önce avludan kendisini göremediğim halde hemen üzerimizdeki minik bulutu rengârenk boyayan gökkuşağının oluşturduğu mesajı hiç unutamayacağım.

***

Çıkmadan bir süre önce bir açık görüşte benim koğuşumdaki bazı arkadaşlarla infaz memurları arasında bir tartışma çıktı.  45 dk süren açık görüşün sonunda bir defa “Görüş sona erdi” duyurusu yapıldı. Tutuklular vedalaşma konuşmalarını yaparken daha, bir infaz memuru kapının ağzındaki tutuklu arkadaşı eşinin yanında omuzundan çekiştirerek “Hadi ayrıl, çıkın!” dedi. O arkadaşımız da son derece öfkeli ve sert biri olmasına rağmen durumu daha da kötüleştirmemek adına durumunu izah etti.

-Neden çekiştiriyorsunuz? Eşim geç geldi, doğru dürüst göremedim bile. Neden benden başlıyorsunuz?

-Geç gelmesinden bana ne? Erken gelseymiş. Söyleyin ailelerinize erken gelsin, dedi.

Salon bi anda buz kesti. Çünkü o ana kadar bizler ailelerimize çok kötü durumda olmadığımızı, kötü bir muameleye maruz kalmadığımızı söyleyerek ailelerimize moral vermeye çalışırken duydukları bu söz, bütün o görüşmenin duygusallığını, karşılıklı kurulan güven cümlelerini yerle bir etti.

-Göz tarama sisteminiz bozuk, eşim zamanında geldiği halde sizin sisteminiz yavaş olduğu için içeri geç girdi.

-Çık, ayrılın, herkes çıksın dışarı, dışarı!!

Hepimizin psikolojisi allak bullak oluyor, Arya’ya sıkıca sarılıp gönderiyorum. Uzaktan öpücükler atarak ve gülümseyerek ayrılıyor. Arkadaşımız dışarı çıkar çıkmaz ağlama krizine giriyor. Hepimiz tepki gösteriyoruz. Arkadaşımıza yapılan bu muameleyle ilgili cezaevi yönetimine dilekçeler yazıyoruz. O infaz memurunu bir süre uzaklaştırdılar ve hastaneye tutuklu taşıyan ring aracına verdiler ancak bir gün koğuşun kapısında olayın yaşandığı gün sözlü münakaşaya giren 10 kişinin adını saydılar. O on kişinin başka koğuşlara dağıtılacağını duyurdular ve bir anda tüm koğuşta bağırmalar, ağlamalar, sarılmalar ve “çabuk olun, çabuk olun” uyarıları ve kamera kaydı arasında hızlıca arkadaşlarımızın eşyalarını topladık, yarım saat içerisinde 10 kişi birden koğuştan ayrıldı.

Bir tufan geçmişti sanki.

Koğuşa iki hafta önce gelen ve kısa sürede arkadaş olduğumuz Rus arkadaşım da, ben de bir anda odamızda 1 kişi kaldık. Diğer odalarda birbiriyle anlaşamayan ve üç kişi kalan kişileri de rahatlatmak adına biz bir odaya geçtik, son on günümde ilk defa titiz bir insanla temiz bir odada, ranzada yatma ve melek gibi bir insanla kalma şerefine eriştim. (Eğer oda arkadaşlarınız temiz değilse odanızın temiz kalma şansı yok ve ben bu konuda gerçekten çok yıprandım.)

Koğuştan ayrılma evraklarında kişisel bilgileri yazdığı için bize 39 yaşında olduğunu söyleyen Nevra’nın aslında 54 yaşında olduğunu öğrenince koğuş birden yarım saat önceki rutinine yani kahve eşliğinde dedikodu tüneline dönmüş oluyor. Bu kadar kısıtlı bir alanda bu kadar yoğun duygu değişimleri yaşatan olaylar dizisi, buradaki insanları soğukkanlı ve her şeye hazır hale getiriyor.

Nevra’nın eski oda arkadaşı ve yeni husumetlisi çakma baroniçe bütün koğuşa Nevra’nın trans kadın olduğu dedikodusunu yayıyor. Durumun kendisi hiçbirimizin umurunda değil, çakma baroniçenin umduğu gibi bir nefret oluşmuyor Nevra hakkında ama nasıl olup da bu durumu anlayamadıklarına hayret ediyor birçok kişi. Kimi inanmıyor, kimi üzerinde tepiniyor. Çünkü yaşını bile söylemeyen ve özel durumunu diğer herkesten gizleme gereği duyan biri, bunu neden hem de ona söylesin?

Biz umursamayanlar noktaları birleştirerek iddianın doğru olabileceği sonucunu çıkarıyoruz. Nevra’nın aşırı efemine tavırları, her yerinin estetikli oluşu, bazen de hoyratlığını delil olarak sunuyoruz. Uzun saatler süren avukat görüşmesinden dönen başkana olanları anlattığımızda o da nasıl olup da anlayamadığına hayret ediyor ve birlikte Bilirkişi Ablaya gidip delilleri göstererek bize nihai sonucu söylemesini istiyoruz. Bilirkişi Abla bize inanmıyor ve “yoktur öyle bir şey ya, çakma baroniçenin uydurması işte” dediği anda hepimiz hayal kırıklığına uğruyoruz. “İnanmadı bize ya, bütün heyecanımızı yok ettin Bilirkişi Abla” diye isyan ediyoruz, “Gidelim Betül ya” , “Gidelim başkanım” deyip gidiyoruz. Bilirkişi Abla peşimizden gelip, “Yani bilmiyorum, ola da bilir” diyerek eski heyecanımızı yakalamamızı sağlamaya çalışıyor ama nafile. Odadakiler sürekli aynı cümleleri tekrar ediyor, “Yani aslında bizim için hiçbir önemi yok ama nasıl anlamadık, nasıl anlamadık” diyorlar.

***

Bir gün cezaevi savcısı koğuşu ziyarete geliyor. Hepimizi kaldırıp karşısına diziyorlar. Savcı bizlere bir şikâyetimiz olup olmadığını sorduğunda poposunun altına kadar uzun saçları olan sonradan torbacı olduğunu öğrendiğimiz çakma baroniçe söze girip, “Efendim, kantinde saç kremi yok, bu konuda çok mağduruz” deyince hepimizi bir gülme alıyor çünkü bu kadın geldiği günden beri çocuklarını yanına aldırmaya çalışan bir kadın. Sonradan öğrendiğimiz kadarıyla uyuşturucu satarken yakalandığında çocukları da yanındaymış meğer bu durumda çocukları ona teslim etmeyeceklerine kanaat getiriyoruz.

“Çocuklarını söylesene, saç kremini çocuklarının önüne koydun farkında mısın?” diye söyleniyoruz. O da çocuklarıyla ilgili konuları söyleyip bir de yemeklerden şikâyet ediyor. Savcı buna çok şaşırıyor. O kadar cezaevi ziyareti yaptım, ilk defa bu koğuşta yemeklerden şikâyet edildiğini duyuyorum. Çakma baroniçe “Biz yemekleri çöpe döküyoruz” deyince adamın gözleri açılıyor. Ben cezaevine girdiğim hafta gelen kitaplarımı 1,5 aydır teslim alamadığımdan şikâyet ediyorum, Aslı Hoca bazı gazeteler ve TV kanallarının kısıtlamasının kaldırılmasını talep ediyor. Notlar tutuluyor, heyet gidiyor.

***

Son bir ayımda Arya ile görüntülü görüşmeye başlıyorum. Normalde cezaevine girer girmez eğer örgütlü suçlardan girmediyseniz, haftada 6 defa olmak kaydıyla toplamda 60 dk sesli veya görüntülü görüşme hakkınız oluyor. Eğer açık veya kapalı görüşe çıkarsanız bu süre yarım saate düşüyor. Ancak bu görüşme için ailenizin belli bir operatörden sıfırdan bir hat çıkarması ve evrakları cezaevine göndermesi, ardından görüşme yapacağınız kişinin telefonuna bir uygulama yüklemesi gerekiyor. Evraklar şehir dışından geldiği ve sürekli görüşme şansımız olmadığı için tüm bu işlemlerin yapılması bir ayı buldu bizde. Cumartesi günleri hariç her gün 10dk görüştük Arya’yla. Görüntülü görüşme onu çok rahatlattı. Cezaevi kolyeleri ve sallama tespihi yaptırdım ona ve kendime. Bunları gösterdim kameradan ve çıkınca vereceğimi söyledim. Bu tatsız yerden ona renkli boncuklar hatıra kalsın istedim.

Çıkmadan bir gün önce duruşmada giymeye karar verdiğim gömleği ütü olmadığı için kırışıklıkları açılsın diye yıkadım ve askıyla avluya astım. Gelen geçen gömleğime baktı, “Gidiyorsun ha” dedi, sarıldık, iletişim bilgilerimizi aldık. “Bilmiyorum ki çıkacak mıyım, geri mi döneceğim? Eşyalarımı toplamasak mı?” dedim hepsine, çünkü burada bir hafta kaldıktan sonra tüm dünyanız burası oluyor. Rüyalarınızda bile cezaevinde olduğunuzu görüyorsunuz. Sanki on yıllardır cezaevinde yaşıyormuş, asla çıkamayacakmış gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Bir sürü vedalaşma sohbetleri yapıldı, çıkınca buluşma sözleri verildi. Buradaki kadınların çoğunun kariyer sahibi insanlar olduğu düşünülürse, oldukça enteresan cümlelerle tanıştıracağız çevremize.

-Arkadaşın ne tatlı, nerede tanıştınız?

-Cezaevinde.

Başkan da gömleğimi görüyor ve “Betül, sana gömleğimi vermek istiyorum.” diyor. Cezaevinde böyle bir uğur ritüeli var. Tahliye olma ihtimali olan kişilere kıyafet vererek o uğurdan nasiplenmek istiyor kadınlar. Başkan da bana önce gömleğini sonra altına kot giyeceğimi öğrenince kumaş pantolonunu veriyor. O kıyafetlerle gittim duruşmaya.

Ben çıktım, umarım Oya Başkan da diğer arkadaşlarım da kısa sürede tahliye olur. Bu dönemin bir gerçeği olan keyfi tutuklamaları benim deneyimim üzerinden tefrika etmek istedim. Yıllar sonra o dönem çok fazla insan keyfi şekilde tutuklanıp aylarca, senelerce cezaevinde kalmıştı diyeceğiz ancak bu insanların bir hayatları var. İki aylık tutuklama dahi bir insanın hayatını nasıl alt-üst ediyor, kimlere bu haksızlıklar yapılıyor, görün istedim.

Şafak baskınıyla evime gelip beni, komşularımı korkutmak istiyorlar ya, gözaltına alınmak, tutuklanmak bu ülkenin normali artık. Kimseden gizlemedim, sokağımda beni görüp “Abla neredeydin ne zamandır?” diye soran herkese söyledim, “İki tweet yüzünden cezaevindeydim.” Neden çekineyim, utanayım? Herkes bilsin, sokaklarındaki uyuşturucu satıcıları elini kolunu sallayarak gezerken, minik bir kızı, düzgün bir işi, hiçbir sabıkası olmayan insanlar, sırf AKP iktidarını eleştirdiği için tutuklanabilir. Düşünsünler ve buna daha ne kadar dayanabileceklerine karar versinler.

Bu ülkede tutuklanmak için kriminal bir suç işlemenize gerek yok. Sistemle kavga halinde olmayı bir tarafa bırakın, hiç suya sabuna bulaşmamış, siyasi hiçbir tartışmaya dahil olmamış bir kişiye işten eve dönerken bir araba çarpsa, içerisindeki kişi de sisteme entegre olmuş bir kişi olsa ve çarptığı kişiden intikam almak istese, haklı veya haksız hiç önemli değil, kendisini cezaevinde bulma şansı yüzde kaç?

***

Cezaevinde takı takmak yasak, bu yüzden kadınların kulak deliklerine ip geçirdiklerini görmüştüm. Rus arkadaşıma kızı söylemiş, dışarıda kulağa kırmızı ip takma modası başlamış. Ne kadar çok genç tutuklanmış ki kırmızı ipten küpe moda olmuş!! Ben de modayı bir üst noktaya taşıyıp kırmızı ipe kırmızı boncuklar geçirip taktım kulağıma. İp dağılıp düşene kadar kalacaklar kulağımda. Boynumda da Bilirkişi Abla’nın elleriyle yaptığı kolye var. Gurur duyuyorum kendimle ve takılarımla.

***

Cezaevinden çıktıktan sonra bir gün işe gitmeden önce Arya’yı babaannesine bırakırken hapşırdım.

Arya:

-Çok yaşa.

-Biliyor musun, cezaevinde hapşıran insanlara “Özgür yaşa” diyorduk.

-Hmm, çok hoşmuş. Biliyor musun? Cezaevine girmen senin açından çok faydalı oldu bence.

-Ne?

-Yazarlığın açısından yani, sen böyle ilginç şeyleri seversin, hiç bilmediğin bi dünyayı keşfetmiş oldun. İsteyerek oraya girme, inceleme şansın yok sonuçta.

-Sağol ya.

-Hi hi hi.

Tüm bu yaşattıkların için,


Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Beni desteklemek isterseniz,

Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas