Gaspçı, savcı, tatlıcı

Dün evimde bir seyyar satıcının sesini duymaya başladım.

Adam sanki gaspçııı, gaspçııı, diye bağırıyor. Biri gasp edildi o yüzden mi bağırıyor, yoksa bu işler artık sokağa döküldü dolandırılmak isteyen gelsin beni bulsun mu diyor? Yoksa en sonunda biri çıldırdı ve sokakta tek başına halkı uyandırmaya mı çalışıyor?

Adam yaklaştıkça ne dediğini anlamaya çalışıyorum, bu sefer de savcııı, savcıııı, savcıııı, diyor gibi gelmeye başladı. İyice meraklandım ama adamı henüz göremiyorum. Kedi gibi camda beklemeye başladım. Adam dolandırıldı da sokaklarda aman mı dileniyor acaba diyorum. Az sonra önünde cam arabasıyla yavaş adımlarla ilerleyen bir adam belirdi, taaatlcı, taaatlcı diye bağıran bir tatlıcıymış. Şerbetli tatlı satıyor.

Daha bir saat önce bir fon vurgunu videosu izlemişim, insanların nasıl hiç hesap vermeden, halkı dolandırdıkları şirketlerinin hesaplarına konulan blokelerin kaldırıldığını öğrenmişim. Ülkede hukuk kalmadı eyvah diye donup kalmışım. Ardından izlediğim bir ekonomi programında köklü şirketlerin göz göre göre battığını izliyorum. Eskiden olsa ahali çıldırırdı şimdi ahali şoktan şoka transfer olurken hareketsiz kalmış. Bu insanlar kurtarılamayacak ve domino taşı gibi yıkım artarak devam edecek diye anlıyorum ve çaresizlik sarıyor her yanımı. Sosyal medyaya giriyorum, Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın kendisi gibi avukat ağabeyinin tutuklandığını, abisinin kanser anne-babasıyla ve kendi evlatlarıyla birlikte Pehlivan’ın kızıyla da ilgilendiğini öğreniyorum. Tüm aileyle ilgilenen bu adamcağız, sırf Mehmet Pehlivan’dan bir iftiracı yaratmak için tutuklanmıştır diye geliyor aklıma. Zulmün karşısında burnumun direği sızlıyor. Bir müddet de bunun için ağlıyorum. Bu adaletsizlik karşısında öfkem kabarıyor yine. Öfkeli tweetler atıyorum sadece.

Çıkıp bağırsam, kim harekete geçecek? Bir canlı yayında slime yapan bir çifte slime kurumasın diye 3 milyon para gönderen ebleh güruhu mu? Ülkesi yanarken influencerlık işinden geçinen eblehler mi? Aman bir şey desek ne olur diye hiçbir şeye sesini çıkarmayan ama her fırsatta şikâyet eden korkaklar mı? Sessiz ol, görünme aabi, işine bak, biz mi kurtarıcaz ülkeyi diyenler mi? Olan bize olur, kimseye bir şey olmaz, diyerek sadece iktidardan değil, muhalefetten de, yani ülkeden umudunu kesenler mi? Sebep olduklarının utancıyla sessizliğe bürünenleri mi harekete geçireceğim? Yoksa benim gibi her olayda isyan eden bir avuç öfkeli insanı mı? Zavallı biz.. Yapayalnız bırakılmış bir avuç onurlu insan..

Bıktık artık, yıldık, yorulduk bu iktidardan. Nasıl bir hırssa onlardaki, ne çeşit bir yaşama arzusu bilmiyorum. Ne zulümleri duruyor, ne istiflemeyi bırakıyor, ne de vazgeçiyorlar nefret edilen insan olmaktan. Buna yaşamak denir mi yahu? Kazandığın üç kuruştur ama afiyetle yersin. Böyle nispetle, nefretle, hırsla yaşamak, ağız tadıyla yemek yerine tıkınmak. Bu nedir? Çok zengin olmak ama bir dostunun dahi olmaması, bu nasıl yaşamaktır? Etrafındaki herkesin hayatını zehir edip yaşamak nasıl bir hayattır? Bu kadar mutsuz, bu kadar hırslı, bu kadar zehir zemberek insan nasıl buldunuz birbirinizi?

Cenneti yok edip, kendilerine taştan, alevden bir kule inşa etmişler ve orada yaşıyorlar. Orada yaşayabilmek için her daim birilerini sömürmeleri gerekiyor ve bunu yapıyorlar. Bunun sonu yok ki? Bizim gördüğümüzü onlar da görüyorlar. Sonu olmayan bu gidişe ısrarla devam ediyorlar. Ama işte bu yapılanlar akıl işi değil zaten, hırs işi. İşin içinde akıl değil, duygular var, zaaflar var. Başından beri öyleydi. Biz de farkındaydık.

Akıl erdirilemeyen her iş için, bizim anlayamadığımız farklı bir sebep mi var dedikçe, onlara inananlar bizim anlayamayacağımız çok derin gayeleri olduğunu söylüyorlardı. Gördüğüne inanmak yerine görmediğine ikna olan, her daim dolandırılmaya müsait bu insanlara ne anlatabilirsiniz ki? Türkiye’de dolandırıcı da, dolandırılmaya müsait insan da çok. Sevenin sevdiğiyle mesut olduğu bu düzende artık birbirini dolandırma işi ensest bir ilişkiye döndü. Artık dolandırıcılar birbirini dolandırıyor. Bize de bu filmin sonu nasıl bitecek diye baka kalmak kalıyor.

Bu ülkede her seçim önemliydi de, 2023 seçimleri gerçekten hayatiydi. 2023 seçimleri öncesinde muhalefeti adam etmek için saç baş yolmalarımız boşuna değildi. Bizler, bu günleri yaşayacağımızı çok iyi biliyorduk.

Bizler biliyorduk ki, o seçim muhalefet tarafından alınırsa Türkiye yok oluşun sınırından döner, kaybedilirse artık kontrolden çıkmış bürokratlar topluluğu geri dönüşü olmayan bir hırs yarışında paylaşım savaşlarına girecekler. O savaşın uğrunda önlerine çıkan herkesi çiğ çiğ yiyecekler. Bugün bürokratların, vekillerin ve onlara yol verenlerin savaşını izliyoruz.

Anadolu halkı çok savaşlar gördü, çok zaferler kazandı da, kendisine karşı savaşan kendi evlatları olunca şoka girdi, ne yapacağını bilemez halde.

Türkiye’nin artık bir seçim kazanmaya değil, çoklu bir reformlar devrimine ihtiyacı var. Tıpkı kuruluştaki gibi eğitimde, sağlıkta, ekonomide, tarımda, hayvancılıkta ve en önemlisi de sosyal yaşamda büyük bir devrime ihtiyacımız var.

En önemlisi de, ahlak devrimine ihtiyacımız var..


Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Ancak bu sitenin giderleri var ve tek başıma karşılıyorum. Beni desteklemek isterseniz, lütfen Patreon hesabımdan 3 dolarlık bir abonelik oluşturun.

Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas