Korkmak ya da korkmamak, işte bütün mesele bu!!

Muhalif söylemlerim ve dik duruşumdan dolayı tutuklanmadan önce de, tutuklandıktan sonra da beni yargılayan üç farklı profil var. Hepsi ağız birliği etmişçesine şöyle diyorlar, “Artık biraz daha dikkatli yaz. Bu kadar sert olma.” yahut daha da fenası, “Eleştirme!!”.

Tutuklu kaldığım iki ay boyunca bu cümleleri çokça düşünme fırsatım oldu. Öncelikle AKP’nin yaymaya çalıştığı korkuyu hiçbir zaman satın almadım ve en çok, AKP’lilerden bile daha çok, muhalif olduğu halde bu korkuyu satın alan kişilere öfkelendim. Onlara cevabım şu; Hadi sizin gönlünüz olsun, ben sert tweet atmayayım, AKP için riskli konular hakkında yazmayayım; Ekrem İmamoğlu ve diğer CHP’li belediye başkanları, Furkan Karabay, Fatih Altaylı, Osman Kavala, Selçuk Kozağaçlı, Tayfun Kahraman, Selahattin Demirtaş, Can Atalay ne yapsınlar mesela? Tutuklanmayı hak etmek için ne yapmıştı bu insanlar? Yahut haber peşinde koşarken tutuklanan muhabirler, gazeteciler, Saraçhane’de iradesini demokrasiden yana kullanmak suçunu işlediği için tutuklanan öğrenci gençler, Sokak röportajlarında konuşan, sosyal medyada iktidarı eleştiren insanlar. Onlar neyi yapmasınlar da tutuklanmaktan kurtulsunlar? Muhalif olmak tutuklanmayı hak etmektir demiş oluyorsunuz tıpkı AKP’yi yönetenler gibi. AKP zihniyetini bir paket halinde kabullendiğinizin farkında mısınız? AKP’nin en çok sevdiği profil olmuş oluyorsunuz bu halinizle: Korkutulmuş, sindirilmiş muhalif.

Bir de AKP’liler var tabii, “Bak, yazdın bunlar geldi başına. Bırak başkaları yazsın. Senin kızın var, sen yazma.”

Ya İBB dosyasından yahut Gezi davasında keyfi şekilde tutuklanıp çocuklarından mahrum bırakılan insanlar? Siz onları görmediniz ama ben birçok avukat görüşümde Kadriye Kasapoğlu’yla rast geldim. Asla ait olmayacağı bir dünyada gülen yüzü hiç solmamıştı. Birbirimize öpücük gönderdik yahut uyarılar arasında kısacık konuşup birbirimize moral verdik. Evladının doğum gününde tutuklanan Kadriye Kasapoğlu yeniden evladına kavuşabilmek için neye dikkat etsin? Çalıştığı insanların CHP’li olmamasına mı?

Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’le aynı koğuştaydık. İlk günden tanıştık, çünkü gelen herkesle yakından ilgileniyordu. Zamanla sabah yürüyüşlerinde denk gelince birlikte yürümeye (avluda çoğu tutuklu volta atarken bazılarımız hamster gibi hızla yürüyorduk), sohbet etmeye, kahve arkadaşlığı yapmaya, film izlemeye başladık. Elbette çokça siyaset konuştuk ve onu yakından tanıdım. Daha belediye başkanı olur olmaz kapısını aşındırmaya başlayan Ali İhsan Aktaş’a kapıyı göstermekten ve geçmiş dönemden kalan borcu ödeyip belediye ile olan ilişkisini sonlandırmaya çalışmaktan başka “suçu” olmayan bu idealist kadın ne yapsın? Oya Tekin’i suçlu bulmak için ona AKP zihniyetiyle bakmamız gerekir çünkü hırsızlık düzenini döndüren çarka çomak sokmak suçunu işlemiştir ve birilerini zengin etmek yerine ilçesinde yaşayan kadınları iş sahibi yapmayı seçmiştir. Adana’nın en iyi avukatlarından biridir ve birikimini siyasette kullanmayı seçmiştir. Uyuşturucu üzerine saha çalışmaları yapmış, Adana’da bu konudan mustarip ailelere umut olmaya çalışmıştır. Siyasi rehine olarak tutuklu yargılanan Oya Hanım, gerçek bir suçtan değil, AKP düzenine karşı işlenmiş suçlardan yargılanmaktadır. Oya Hanım tahliye olmak, üç evladına kavuşmak ve bileğinin hakkıyla kazandığı belediye başkanlığı görevine dönmek için ne yapsın? Baskılara boyun eğsin, Ali İhsan Aktaş’a yeni ihaleler versin, odasına yerleştirilmeye çalışılan cinayet hükümlüsünden korksun ve Aydın Belediye Başkanı gibi saf mı değiştirsin?

Ya ben ne yapayım? Kızım için susayım ve bir gün sokak ortasında serserilerce öldürülmesini, okulunda zorbalığa uğramasını, kötü bir eğitim almasını, işsiz kalmasını, uyuşturucu batağına saplanmasını mı bekleyeyim? Yoksa onun ve diğer insanların özgür ve mutlu bir ülkede, sağlıklı bir çevrede yaşaması için AKP rejimini mi eleştireyim, protesto edeyim? Öyle ya da böyle kaybedeceksem bu çocuğu, neden birilerinin bir gün elimden almasını beklemek yerine başımızdaki tüm belaları üreten nefret jeneratörünü durdurmaya çalışmayayım? Hayatım boyunca korkarak, kaçarak değil, ancak böyle koruyabilirim onu. Birçoğunuz korkup mücadele etmekten kaçtı da ne oldu? Bugün ülkenizden de kaçmak yahut bir belanın sizi bulmasını beklemek tercihiyle karşı karşıyasınız. Kolay bir yol yok farkındayım ancak yollardan biri kurtuluşa, özgürlüğe çıkıyor. O yoldan gitmekten başka şansım yokmuş gibi geliyor bana. Korkarak bir şeylerin kendi kendine düzelmesini beklemek, ahmaklıkmış gibi geliyor. Mecburen mücadele etmeyi seçiyorum.

Bir de beni destekleyen, benim duruşumla gurur duyan ama kızım ve benim için endişelenen insanlar var. Onlar da çekinerek soruyorlar, “Eskisi gibi yazmaya devam edecek misin? Korkmuyor musun?”

Bu soruya net bir cevabım var işte: İki tweetimden korkan insanlardan korkmuyorum.

Burada meselenin özüne de yaklaşıyoruz sevgili okurlarım. Dışarıdayken çok fark etmediğim ancak içeri girince resmi daha net gördüğüm bir mesele var. İktidar meselesi.

Kimdir iktidar?

Aslında iktidar gücü halktadır. Halk, kendisindeki iradeyi, iktidarı, bir zümreye verir ve onu iktidar yapar. İktidarını muktedire halk verir. Baskı rejimlerinde ise muktedirler aslında gerçek bir iktidar sahibi değildir, halk desteğini kaybetmiştir ve bunun farkında olduğu için halkın iradesini kullanmasına engel olabilmek için türlü korkular icat ederler. Halkı ikna ederek olmasa da, korkutarak iradelerini ellerinden almaya çalışırlar.

İktidar halktan korkuyor, halk iktidardan. Burada bir abukluk var. Benim gibi insanların gücünün farkında olarak iradesini kullanması ise bu abukluğu ortaya çıkarıyor. Güç bizde ve bizim iktidarı teslim etmek istediğimiz insanlarda aslında. Ancak bizler yani gerçek iktidar sahipleri karşımızda bizden korkmakta olan iktidarın baskı politikalarından ve yöntemlerinden korkarsak, sonsuz bir tahterevallide salınıp duracağız. Şuan iktidar gücü hiç kimsede, işte bunun krizini yaşıyoruz. Demokratik yollarla irademizi göstermeli ve iktidarı ona layık bulduğumuz insanlara teslim etmeliyiz. Şu halde kimden ve neyden korkuyorsunuz? Kendinizden mi? İradenizi kullanmaktan mı korkuyorsunuz? Yoksa sizde alay ettiğiniz insanlar gibi gücün ve baskının gölgesine mi sığınıyorsunuz? Sizin iki tweet atmanızdan endişelenen, protestolara katılmanızdan ürken insanlardan mı korkuyorsunuz?

Ben, hayatım boyunca özgürlüğüm için mücadele ettim. 28 Şubat’ta başörtümü çıkarmadan eğitim alabilmek için mücadele ettim. O dönem bir müddet yenilmiş gibiydim, tam 10 yıl eğitimden uzak kaldım ve hayatım alt-üst oldu. Hayatı 10 yıl geriden yaşadım hep. Sonunda devran döndü ve kazandım derken bu seferde güvendiğim insanların kendileri baskı unsuru olmaya başladı. Toplumu barıştırmak, suçu olanları cezalandırmak yerine yaşam biçimlerine saygı duymadıkları herkesi cezalandırmaya kalktılar ve bu gruplar toplumun büyük bir kısmını oluşturuyordu. Kısa bir ikilemin ardından ait olmadığım bir fikir yapısının içerisinde zorla var olmaya çalışmak yerine korkularımdan arınıp gerçek gücümü ve kimliğimi kazandığımdan beri özgürüm, mutluyum ve çok güçlüyüm.

Bugün halen daha yemek yediğim masalarda içilen içecekleri sorgulayan insanlara laf anlatmaya çalışıyorum. Çünkü onlardan kaçmaya, kurtulmaya çalışmak yerine gözlerinin önünde olduğum gibi yaşamaya devam etmeyi tercih ettim. Kolay olan kaçmaktı. Ben kalıp, olduğum gibi var olmayı tercih ettim. Onları da kendimi de birbirimize saygı duymaya zorluyorum. Belli bir yaşam biçimini koruyup kollamak için her daim birbirlerini kandırdığını zanneden insanlar aslında kendilerini kandırıyorlar ve başkalarının hayatını yaşıyorlar. Bu yüzden çok mutsuzlar. Benim de onları kandırmamı talep ediyorlar ancak ısrarla bunu reddediyorum ve keyiflerini kaçırıyorum. Çünkü onlara yaşayabilecekleri halde yaşamadıkları hayatlarını hatırlatıyorum. Unutmak istedikleri bir gerçeği.

Özgür olmak, sanılanın aksine birçok insanın keyfini kaçırıyor.

Hayatım boyunca özgürlüğüm için biteviye mücadele ettim ve hayatımdan çıkarmam gereken çok insan oldu. Beni anlamayan, yargılayan, kullanmaya çalışan, bir kalıba sokmaya çalışan insanlardan bu vesileyle kurtuldum hep ve geriye sadece beni seven insanlar kaldı. Beni olduğum gibi seven ve saygı duyan insanlar. Bundan son derece mutluyum. Sadece sevdiğim ve beni seven insanlarla yaşamaktan memnunum.

2 aylık tutukluluk sürecim özgürlük davamda sadece bir duraktır ve kişisel olarak hiçbir ehemmiyeti yoktur ancak benim özgürlük mücadelemin bedelini kızıma ödetmeye kalkanlarla zamanı geldiğinde görülecek bir hesabımız var. Sanık sandalyesinde oturanlar ile masumları yargılayanların, güce tapanların yargılanacakları zamanlar gelecek bir gün. O gün, birey olmak yerine köle olmayı seçtiğiniz için hesap vereceksiniz evrene.

Beni tutuklayan hâkime ve iddianamenin çöp olduğunu kabul ettiği halde yeni bir iddianamenin yazılmasını, yeni iddianame yazılırken de tutuklu yargılanmamızı talep eden savcı hanım başörtülüydü. Özgürlük mücadelemi yargılayan bu kadınların başörtülü olmasını bize mesaj olarak mı tercih etmişlerdi bilmiyorum ama eğer öyleyse mesaj yerine ulaşmadı. Çünkü ben 28 Şubat’ta kendim için değil, kadınların dilerse başörtüsüyle okulda, kamuda, iş hayatında özgürce çalışabilmesi için mücadele ettim. Başörtülü bir savcı yahut hâkim görmek beni ancak gururlandırır ve mutlu eder. Yeter ki o makama bir siyasi partinin ajandası sebebiyle avukatlıktan devşirilip yahut girdiği her sınavda kayırılarak kadro elde ettiği için değil, bileğinin hakkıyla gelmiş olsun. Beni özgürlük talebim için yargılayan kadınlar, zamanında özgürlükleri için çabaladığım kadınlardı, bu bana dert olsun. Demokrasiye, cumhuriyete, özgürlüğe sahip çıktığı için tutuklu yargıladığınız insanların adı;

Abdullah, Nur Betül, Ömer Faruk’tu..

Bu da size dert olsun!!

Benim davam özgürlük davasıdır, yargılayanlar ve yargılananların her daim yer değiştirdiği bir dava.. 100 yılı devirmiş bir dava. Hiç mi gün yüzü göremeyeceğiz bu ülkede diye düşünüyorum bazen. Umarım nihayeti sizinle olur ve bu ülkede sonunda gün yüzü göreceğimiz günleri yaşarız. Toplumun her kesiminin özgürce var olabildiği, inancını yahut inançsızlığını zorbalanmadan yaşayabildiği, herkesin birbirine anlayış göstererek saygı duyduğu,  bilge insanların yaşadığı bir Türkiye hayal ediyorum.

Çok şey mi istiyorum?


Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Beni desteklemek isterseniz,

Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas