Erdoğan’ın siyasi hamlelerini sarman kedilerin davranışlarına benzetiyorum. Sarmanların aklında her daim bir hedef vardır. Diğer kediler manzaraya bakıp, mamasıyla tatmin olup sevgi gördüğü için memnun olurken sarmanlar; Dilediği kadar ilgi göstermediğinizde size bilenir, sevdiğiniz bir şeyi parçalar ya da çok kızdığınız bir şeyi yapar. Çok ilgi gösterdiğinizde sıkılır, başınıza iş açar. Kitaplara dokunma mı dediniz? Kitaplarınızı parçalanmış olarak bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Dolaplara en az üç kilit takarsınız, üçüncüyü açarken yakalarsınız. Böyle hırslı, acayip bir kedidir sarmanlar. Ama şeytan tüyü vardır, her şeye rağmen kendilerini sevdirmeyi başarırlar.
Erdoğan’da da işte sarman hırsı var. Bugünlerde yaşı ve hastalıkları ilerlemiş olduğu için oğlu Bilal Erdoğan’ı yerine hazırladığını söylüyorlar. Ama hangi yerine? AKP genel başkanlığı koltuğuna mı, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemindeki tek adam koltuğuna mı? Yoksa ikisine birden mi?
“E halk buna izin vermez ki? Bilal oğlan istediği kadar babasının oğlu olsun, babası kadar seveni yoktur.” dediğinizi duyar gibiyim. Merak etmeyin, Erdoğan bunları zaten düşünmüş ve işi doğasına uygun bir şekilde çözmeye karar vermiştir zaten.
Öyle görünüyor ki, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yönetilemez bir sistem oluşundan ve her hatanın hesabına yazılmasından yorulmuş Erdoğan. Üstelik MHP’nin desteği de, kendi partisinin oyu da artık onu bu sistemde tek başına iktidarda tutmaya yetmiyor. Öyleyse sistemi yeniden kendine göre şekillendirmesi gerekiyor.
Peki, Erdoğan bu sınırsız güçten vazgeçebilir mi?
Delirdiniz mi kuzum? Elbette vazgeçmez.
O halde buyurun gelsin yeni model: Erdoğan Sultanlığı
Erdoğan cumhurbaşkanı, oğlu Bilal başbakan..
Yeniden parlamenter sisteme dönülür ve Erdoğan cumhurbaşkanlığı makamında kalırken, oğlu Bilal ise başbakanlık makamında yürütmeyi üstlenir, elbette onun direktifleri üzerine şekillenir tüm politika. Erdoğan sultanlığında baba oğul devleti yönetirler. Böylelikle benden sonra bu devran nasıl dönecek kaygısı biter. Devleti dünya gözüyle oğluna ve damatlarına yani aileye teslim etmiş olur. Ömrü vefa ettiği müddetçe de cumhurbaşkanlığı makamında kalır.
Hesap bu, ama tutar mı, orasını göreceğiz.
Anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz. Bu saadet tablosunda MHP’ye yer yok. Hatta ilk turun ardından AKP’ye bile yer yok. Bahçeli “Cumhur İttifakı vazo mu ki çatlasın?” diyebilir. Bu sözler, Adalet Bakanı’nın “Türkiye bir hukuk devletidir” cümlesi kadar manasız benim için. Bahçeli’nin “hamili yakınımızdır” dediği ve ucundan kıyısından savunma sanayine dâhil olmaya çalışan MHP’li çevreler için Erdoğan, “Siz kim, savunma sanayine girmek kim, devlet benim, ancak benim izin verdiklerim yani kendi yakınlarım burada top oynayabilir.” demiş oldu ve bu kişileri resmen paketledi. MHP’ye “Bensiz siz bir hiçsiniz, kaşınızı gözünüzü oynatmayın, sükût durun” demiş oldu ve bakınız; gıklarını çıkaramıyorlar gerçekten. Erdoğan’ın balans ayarının ardından Bahçeli ve dar kadrosu tam saha press saldırıya geçti yeniden. Bu tabloda CHP’li bazı kişilerin Erdoğan’dan kurtulmak için yaratıcı yöntemler icat etmek yerine Bahçeli’den ümitlenmesi komikti gerçekten. Neyse ki Özgür Özel bu parodiye bir son verdi ve MHP’ye layık olduğu tarifeyi uygulamaya başladı.
Erdoğan, kendisinin dahi seçilme ihtimali zordayken, oğlunun asla seçilemeyeceğini bildiğinden, parlamenter sisteme dönüşüm sürecini rakiplerinin itibarını zedeleyerek başlatmış oldu. İttifak ortağı MHP, bütün siyasi yatırımını yaptığı Kürt düşmanlığını büyük bir şovla imha edip herkesi şok ederek Erdoğan’ın istediği kendini imha sürecini başlattı. Böylece MHP’ye ihanet etmediği gibi, MHP ister saf değiştirsin, ister sadece ittifaktan ayrılsın kaybedeceği bir şey kalmadı. Milliyetçi retorik artık onun bünyesinde.
Kürt hareketiyle ilgili kayıtsız kalamayacağını bildiği CHP’yi bir yandan çözüm-süzlük süreciyle meşgul etti, öte yandan CHP’yi halkın gözünde küçük düşürüp itibarını yerle bir etmek ve memleket meseleleriyle uğraşmak yerine kendi meseleleriyle uğraşsınlar diye siyasi operasyonlara başladı. Burada tarihi bir siyasi hata yaptı ve kendi planını da tehlikeye attı. CHP Erdoğan baskısından ne kadar bunalıyorsa, Erdoğan da CHP direncinden o kadar zorlanıyor.
Önce, siyasi yasak gelir mi denilirken yapamaz denilenin de ötesini yapıp Ekrem İmamoğlu’nun 31 yıllık diplomasını iptal etti. Ardından hapse atıp sesini, soluğunu keserek mağduriyetten güç devşirmesinin önünü kesti. Bence siyasi hayatının en büyük hatasını Ekrem İmamoğlu ve diğer CHP’li belediye başkanlarını hapse attırarak yapmış oldu. Çünkü Ekrem İmamoğlu susturulsa bile tüm umudunu ona bağlamış olan ve patlama noktasına gelen düdüklü tencerenin… yok yok : ) kapağını açmadı, düdüğünü kaldırdı. Tencere kaynarken basınçtan patlamasın diye kısık ateşte ağır ağır pişirmişti çünkü halk. Tencere şimdi buharlar saça saça inceden bir ıslık çalıyor. Ama bu bile bir gelişi haber veriyor.
DEM Parti deseniz, çantada keklik zaten. Bugüne kadar reddettikleri Kandil’le bağlarını sözcülük yaparak ifşa etmiş oldular. Çözüm-süzlük süreci bitince doğru kodese.. Ne diyelim, onca tecrübenin ardından burada bir saflık görmüyorum ben. Madem Kürt siyasetçileri saf değildir, öyleyse bile isteye Erdoğan ve Bahçeli’nin gündem oyununa figüran olmuşlardır. Tıpkı 2015’de olduğu gibi. Bu tabloda gerçekten demokratik bir Türkiye’de adil şartlarda, eşit yurttaşlıkla yaşamak isteyen hem iktidardan hem PKK’dan ve aşiret kültüründen Bermuda Şeytan Üçgenine sıkıştırılan Kürt gardaşlarıma üzülüyorum ama az kaldı.. Hep birlikte kurtulacağız, hem de bizi esir eden her şeyden.
***
Özgür Özel ve ekibi İstanbul İl Başkanlığına kayyum atanmasını sükûnetle karşılıyor. Sadece olağanüstü bir toplantı alınıyor, Zeytinburnu mitinginde sözü geçiyor, o kadar. Bugüne kadar çoktan ihraç edilmesi gereken CHP’liler ancak ihanetleri sabitleşince ihraç ediliyor. Yani İsviçre’de bir üniversitenin kantininde menüye zam yapılsa daha fazla gürültü kopardı.
Olağanüstü koşullarda çok sakin, size-bize hakaretler yağdıran, canımıza kast eden, ülkemizi tarumar eden insanlara karşı çok naifsiniz Özgür Özel. İstanbul İl Başkanlığı’na kayyum atandığı gece Özgür Özel Halk TV yayınında “Dilerseniz ben de genel başkanlıktan çekileyim, Ekrem İmamoğlu da adaylıktan vazgeçsin. Yeter ki erken seçime he deyin.” diyor!!
Ya hu bir dakika..
Bunlar zaten Tayyip Erdoğan’ın sizden tam olarak beklediği şeyler değil mi?
Sizler daha birkaç hafta önce İmamoğlu tek adayımızdır diyerek Aday Ofisi açmadınız mı? Oraya cumhurbaşkanlığı forsuna benzer objeler yerleştirmediniz mi böyle kırmızılı altın varaklı? Walla o objeyi kim seçtiyse %100 AKP’li, direkt ihraç edin. Öte yandan, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi sosyal medya hesabını bir Gelecek Partiliye emanet ettiniz. Kişi kendi hesabından kısa tweetler yazarken Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından 5 sayfa tweet atıyor. Enerjisiyle, heyecanıyla, coşkusuyla bildiğimiz Ekrem İmamoğlu’nun heyecanından, enerjisinden gram bırakmadı geriye. Bu hesap çok kötü yönetiliyor ve Ekrem İmamoğlu’na bir darbe de buradan indiriliyor, sesi biraz da buradan kısılıyor.
CHP sıradan bir hukuksuzlukmuş gibi yaklaşıyor ve durumu hukuki olarak değerlendirip, buradan çözüm üretmeye kalkışıyor hâlâ ama salı günü İstanbul İl Başkanlığına kayyum atandığı anda biz başka bir evreye geçtik. Olayın ilk gecesi Özgür Özel o şokla bildik bir mücadele alanında konuşuyor gibiydi ama sonradan toparlamaya, tehdidin farkına vardığını göstermeye başladı. Ancak yetmiyor, birçok aşamada olduğu gibi bu aşamada da çok yavaş hareket ediliyor, demir tavında dövülmüyor. Hep sonradan telafi ediliyor.
Türkiye’yi yok oluşun eşiğine getirmiş bir parti karşısında hâlâ taarruzda değil, savunmadasınız. Sabotajcı sırasıyla ormanın farklı noktalarını yakıyor ve siz de yangını söndürmeye çalışıyorsunuz her birine yetişmeye çalışarak. Söndüremiyorsunuz da üstelik. Ya hu sabotajcıya odaklanıp onu engellemeye çalışsanıza artık!!

Hukukun kalmadığı bir ortamda hâlâ onu yapamazlar, bunu yapamazlar diyor, sizinle ilgili suçlamalara tek tek cevap vermeye çalışıyorsunuz. Tam da Erdoğan’ın istediği gibi halkla değil, Erdoğan’ı yenmekle değil, kendinizle meşgul oluyorsunuz.
Ekrem İmamoğlu’nun üniversitesinde okuyan İstanbul Üniversitesi öğrencileri diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanmasıyla olağanüstü bir durumun içerisinde olduklarını fark ederek demokrasimize indirilen darbeye karşı barikatları yıkıp geçti. Gencecik çocuklar korku duvarını yıktı geçti. Siz ne yaptınız? O kabına sığmayan enerjiyi alıp barikatların içerisinde eylem yapmaya başladınız. Mitinglerde AKP’nin kurduğu barikatların arasında eylem yapmıyor musunuz? Alın size Erdoğan’ın sınırları içerisinde bir muhalefet işte. Bağırın çağırın, zıplayın ama bana engel olmayın diyor Erdoğan ve siz de o sınırlar içerisinde kalıyorsunuz!!
Hem, CHP ne zaman eylemlere başladı?
Zulüm sırası kendilerine gelince değil mi? Bu ülkede yüzlerce yurttaş maden kazalarında öldü, tren kazalarında öldü, askerlerimiz IŞİD’lilerce canlı canlı yakıldı, kimileri PKK’nın elinde 5 yıl esir kaldıktan sonra öldürüldü, kimileri pisi pisine öldü. Bebekler yoğun bakımda para için öldürüldü. İnsanlar yangın söndürme sistemi olmayan bir otelde bakanlık denetleme yapmadığı için cayır cayır yandı, kadın cinayetleri pandemiye döndü, sokak hayvanları vahşice katledilmeye başlandı, öğrenciler barınamadı sokakta kaldı, aileler ekonomi yüzünden toplu intiharlara yöneldi, CHP sokaklara dökülmedi. Özgür Özel’in “İcap ederse dağılmamak üzere toplanırız” dediği “icap” eşiği neresi bilmiyorum ama dağılmamak üzere toplanmanın sebebi CHP değil, halk olmalı. Bunu bize borçlusunuz.
Halen daha CHP halkı taşımıyor sırtında, bunca derdin arasında miting miting takip edip, her kaleyi savunmaya kalkarak halk CHP’yi sırtında taşıyor. Wallahi bende sabır taşı çatladı çünkü siz kumda oynarken Erdoğan kepçeyle gelip kumunuzu dağıtıyor. Halk inim inim inliyor sizler il il, ilçe ilçe, kendi partililerinize sahip çıkıyorsunuz. Elbette çıkacaksınız da, defansta durup saldırı karşılamak yerine, sizler halka bu kadar zulmeden bir iktidarı zor durumda bıraksaydınız zaten bunların hiçbirini yaşanmazdı.
CHP’nin dağılmamak üzere toplanma sebebi CHP’ye yapılan üst perdeden bir operasyon değil, halk olmalı!!
Ve daha fazla ertelenmemeli.
Vatan elden gidiyor, biz canımızla uğraşıyoruz, siz birbirinizle uğraşıyorsunuz!!
Yeter!!
Yangınları çıkaran sabotajcıyla uğraşın..



