Bugünlerde iktidar cenahına yakın günahkârların küçücük bir kısmına operasyon çekiliyor. O kadar küçük, o kadar küçük ki, gerçek yapıya nazaran siyah keçinin üzerindeki beyaz kıl tanesi kadar.
Bu küçücük kitleye yapılan operasyonlarla iktidarın bir temizlik kampanyasına giriştiği düşündürülmek isteniyor. Kimileri bu operasyonların Bilal Erdoğan’ın yönetime geçmesinden önce onun için ortam hazırlığı olduğunu söylüyorlar, Bilal Erdoğan bu günahkârlarla çalışamazmış. Bugüne kadar neyin parçasıydı Bilal Erdoğan? Bu ortamı yaratan babası kirli işlere mi bulaşmıştı? Bilal Erdoğan daha temiz, daha mı masumdur? Evet, yaratılmak istenen algı bu.
Yıllardır TÜGVA, Okçuluk Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti gibi vakıflarla yaratılmak istenen algı bu; Kendisini eğitime, Asım’ın neslini oluşturmaya vakfetmiş bir kişilik. Bilal Erdoğan seçim vaadi olarak ilkokullara kadar inen uyuşturucu batağına, sömürülen madenlere, yolsuzluk dağlarına oy isteyemeyeceğine göre, AKP kitlesine bugüne kadar başarılamamış olan Asım’ın neslini mi vadedecektir.
CHP’ye yapılan operasyonlar ve MHP’nin bitirilme süreci elbette Bilal Erdoğan’ın yolunu açmak için yapıldı ama piyasaya sunulan (uyuşturucu diyemeyiz buna) sansasyonel algı operasyonları AKP kitlesine artık onların dahi reddedemeyeceği bir bozulma ve çürüme evresinden geri dönüş, bir sıfırlanma vaadini sunabilmek için yapılıyor. Bilal Erdoğan AKP’nin başına geçecek ve 24 yıldır kaçan kantarın topuzuna yeni ayar çekilecek.
Bilal Erdoğan’ın Asım’ın nesli projesi tutar mı derseniz, tutmaz. Çünkü atı alan çoktan Üsküdar’ı geçti..
Gelin size İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” isimli şiirinde “Asım’ın nesli” diyerek, ülkesinin geleceğini kurtarmasını ümit ettiği dindar ve ahlaklı nesilden bahsederken neyi umduğunu ancak iktidara gelen İslamcıların nereye vardığını anlatayım. İşte o zaman buradan geri dönüş olamayacağını siz de kabul edeceksiniz.
Asım’ın Nesli Mehmet Akif mi, Rümeysa mı, Bilal mi, Veyis mi, Mümine mi, Furkan mı, Sümeyye mi?
Türkiye’deki muhafazakâr camiada Asım’ın neslinden anlaşılan: İmanlı, ağır başlı, irfan sahibi, bilgili, görgülü, karakterli, ahlaklı, kişilikli, vatanına ve milletine bağlı, tüm hayatını bunları korumak için vakfeden, vefakâr, cefakâr bir gençliktir.
Diyeceksiniz ki, böyle bir kişiden kimseye zarar gelmez. Ama bu kişiyi yaratmak üzere vakıflar kuran, dernekler açan, eğitim faaliyetlerine girişen, yurt dışında eğitimler alan İslamcı gençlikten böyle karakterler çıkmadı. Şöyle karakterler çıktı;
Seküler yaşam biçimine sahip insanları aşağılarken uyuşturucu partileri veren, Allah korkusu ve kul hakkından bahsederken, KPSS ile atanılan devlet kadrolarına torpille yerleşerek hem kul hakkı yiyen, hem de belli ki Allah korkusu taşımayan, hem dindar görünen hem de dinin gereklerini yerine getirmeyen bir hibrit tür. Yani hem seküler dünyanın tüm nimetlerinden yararlanıyor, hem de hiç kimse onun ikiyüzlülüğünü sorgulayamasın diye din ve ahlak örtüsü arkasına saklanıyor.
Dindar eğitimden neden dindar ve ahlaklı insanlar türemez?
Çünkü din yaptığımızın hesabını yalnızca tanrıya vereceğimizi öğretir. Haliyle kişi bir günah işliyorsa bunu kendisi ile tanrısı arasında saklarsa her daim tövbe kapısı açıktır. Öte yandan, din kişinin kendisini mesul tutmak için acele etmezken, diğer kişileri dine icabet etmek konusunda uyarmakla görevlendirir. Farkındaysanız dindarlar diğer kişiler dindar olmadığı zaman mutsuz ve huzursuzdur, büyük bir haksızlığa uğradığı zannıyla seküler insanlara karşı öfkelidir. Çünkü o dünya nimetlerinden yararlanmayacaksa o zaman diğerleri de yararlanmasınlar!! Haliyle haset sahibi bir insana dönüşür. Onlar dindar değilse bana ne, ben kendimden mesulüm deyip arkasını dönüp gidemez. Tam tersine, hepimizden o mesuldür.
Hayattan kaçtığı bu yaşam biçiminde elbette dünyevi kaynaklardan da uzak kaldılar zamanla. İşte AKP döneminde daha önce yaşam biçimleri ve devletin ötekileştirme politikaları sebebiyle kaynaklardan uzak kalmış bu insanlar, hak etmedikleri makamlara, gelirlere cihat mantığıyla sahip olunca yaptıkları ilk şey, hesabını sonraya saklamak kaydıyla, ellerine geçen nimetlerin tadına bakmak, ama bu sırada ahali yoldan çıkmasın diye onlara parmak sallamaya devam ettiler.
Devam ediyor Mehmet Akif Ersoy şiirinde:
Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Bugün Asım’ın nesli olması beklenen nesil namaz için eğilmiyor ama kadro için eğiyor başını. Şehit olmak için Gazze’ye gitmiyor ama kapatıyor köprüyü, otobanı. Şehit olup ruhunu teslim ettiği için değil, uyuşturucu partilerinde ruhunu teslim ettiği için uzanıp yatıyor. Bir kara para aklama uğruna, ne güneşler batıyor.
Devam ediyor büyük şair Çanakkale Şehitlerine şiirinde:
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Veyis Ateş zengin olunca neden deve tüyünden kaftan dikinmedi de, İngiliz dedektifleri gibi giyinmeyi tercih etti sizce? Neden İslam âlimleri gibi şalvar, yakasız gömlek, yünlü yelekle gezmedi de, Atatürk hakkında kanun çıkardığı için nefret objesi haline gelen Fötr şapkayı tercih etti?

Sunucu Mehmet Akif Ersoy, evinin bir odasını neden çilehaneye, mescide çevirmedi de, sex fantezilerine göre dekore etti?
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakîkat, yüzsüz.
Maske yırtılmasa sekülerlere ahlak dersi vermeye devam edecekti bu zat-ı muhteremler ama şapka düştü, kel göründü. Atatürk’ün, bir kısım aydının 80 yılda düşüremediği maskeyi AKP 23 yılda düşürdü..
Biliyor musunuz? Benim çevremde vardır, samimi dindar, asla kul hakkına girmeyen, eğitimli, kültürlü, zeki, saf, sohbeti hoş, kalbi ter temiz, dinini sadece kendisi için yaşayan ve sadece hal diliyle dine davet eden insanlar ama bir avuçlar, numunelik insanlar. Tastamam Asım’ın nesli diyebileceğim insanlar. Ancak onlar AKP hükmünde yücelere ulaşamadıkları gibi, kendileri de ulaşmak istemezler. Yani her sakallı AKP’li olmadığı gibi, her fötr şapkalı da medeniyet sahibi bir insan değildir.
Bu dindar insanlardan dinlerini alsam hâlâ çok güzel insanlar olurlardı çünkü onları güzel insan yapan şey dinleri değil, ahlaklı oluşlarıydı. Bu ülkede ciddi manada edep, adap, ahlak sorunu yaşayan insan var. Kendisini hatalı görmediği, dahası onu suçlayacak kimse olmadığı için asla düzelme eğilimi de göstermiyorlar. Bunun için hiçbir kesimi işaret edemem, hiçbir parti sempatizanını yahut üyesini tek başına hedef gösteremem. Türkiye’yi birçok konuda kolaylıkla ikiye bölebiliriz ama en kolayı ahlaklı ve ahlaksız insanlardır.
Bir düşman masum insanlara karşı saldırı halindeyse saldırganlığının kökenlerini onun yaşam biçiminde, onu o yapan özelliklerinde ararız. Mehmet Akif Ersoy ülkesine savaş açan vahşilerin en önemli özelliği olan medeniyetlerine kesmiş faturayı. Bizler de bugün ülkemizin savaşta olmamasına rağmen madenlerimizin, ormanlarımızın satılmasını, adaletsizliğin sebep olduğu trajedileri, yağma ve talan ekonomisinin, halka çektirilen zulmün kökenini keşfetmeye çalışırken zalim profilinin öne çıkan özelliklerine bakıyor ve temel sebep olarak dinlerini öne sürebiliyoruz. Çünkü onlar kendilerinin en belirgin özelliği olarak dinlerini öne sürüyorlar.
Akif’in zıddı olarak İslam ülkeleri kan revan içerisinde ve türlü vahşete sahne olurken Batı’daki medeniyete öykünebiliyoruz. Ancak Akif’ten farklı olarak bu medeniyet sahibi ülkelerin İslam ülkelerindeki savaşı kendi kaynağıyla yani dinle nasıl körüklediğine şahit oluyoruz ve “Öyleyse kimdir iyi olan?” diye soruyoruz. Çünkü elimizde bir iyi bir kötü değil, iki kötü var bu denklemde.
İyi olan, ahlaklı olandır. Ahlaklı olan, iyilik ve güzellikleri sadece kendisi için değil, başkaları için de dileyecek kadar erdemli olan insandır.
Hiçbir din, ideoloji, siyasi görüş, bir insanı iyi yapmak için yeterli değil ama kötü yapmak için yeterince donanımlı. Dinler ve ideolojiler çokça sebep sunar insana kötülük yaratması için; Öldür, hakkına gir, malına çök çünkü o senden değil der.
Kötü ahlakı nasıl aşarız?
Eğitimde ahlaklı olmayı herhangi bir dine yahut ideolojiye referans vermeden yücelttiğimizde; suçluyu kayırmayıp zalime cezasını kestiğimizde, mazluma yardımcı olup, iyiliği ödüllendirdiğimizde, haşarıyı uyarıp, başarıyı desteklediğimizde kötü ahlakı yeneriz.
Çünkü ben gördüm, hiçbir dini kaygısı olmadığı halde, sadece ahlaklı olduğu için başkasının malına el uzatmayan insanlar gördüm. Hiç kimseyi ezmeyen, aşağılamayan, dışlamayan insanlar gördüm. Cennet ve sevap beklentisi olmadığı halde ihtiyaç sahiplerine el uzatan insanları gördüm. Onların en belirgin özellikleri; ahlaklı, eğitimli, kültürlü, birikimli, saygılı, merhametli, vicdanlı, erdemli, sevgi dolu insanlar olmalarıydı. Kendilerini bu hayatın merkezine yerleştirmeyip, yaşamın yalnızca paydaşı olduklarına inanmalarıydı. Bu hasletlere sahip olmalarının sebebi ise, her şeyi çalışarak elde etmeleri, adaletle muamele görüp, adaletle muamele etmelerinden kaynaklanıyordu. Saygı görmüşlerdi ve saygı gösteriyorlardı. Yani biz bir eğitim süreci planlarken, çocuğun ilk basamak eğitimden son basamak eğitimine varıncaya kadar;
Çabalamasını sağlar, çabasını ödüllendirirsek,
Saygıyla muamele eder, saygılı olmasını beklersek,
Hatasıyla yüzleştirip cezasını kesersek,
Başardığında ödüllendirir, sırtını okşarsak,
İhtiyaçlarını temin eder, geleceğine odaklanmasını sağlarsak, çocuklarımız edepli, ahlaklı, erdemli, sağlıklı nesiller olacaklar.
Çanakkale Şehitlerine Şiiri: https://safahat.diyanet.gov.tr/PoemDetail.aspx?bID=11&pID=128
Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Beni desteklemek isterseniz,
Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas



