Bu hafta boyunca kara haberler yağdı üzerimize. En çok canımı acıtan, Fatmanur ve Hifa’nın ölü bulunduğuna dair haberdi.
Öyle sanıyordum ki, bir kamuoyu oluştu, bu anne & kız artık etrafını saran karanlıktan aydınlığa çıkacak. Devlet olmasa da arkalarında, kadın örgütleri, iki milletvekili ve bir sanatçının eli üzerlerinde. Birden bire olmasa da yavaşça yaklaşacaklar normale ve hayatlarını mahveden bir adam ile ailesi etrafında olmadıkça çıkacak karanlıktan aydınlığa. Öyledir çünkü, yeter ki niyeti bozuk olsun, bir erkek yeter bir hayatı mahvetmeye. Son yolculuklarında mutlaka yanlarında olmak istedim. Camiye yaklaşırken cılız kalabalığı görünce yanlış camiye mi geldim acaba dedim. Çünkü cami kalabalığı normal bir cenaze kadardı, caminin etrafındaki kalabalık daha çok erkeklerden oluşuyor gibi duruyordu uzaktan bakınca. Mümkün değil diye düşündüm ama ilerlemeye devam ettim, ya hayattayken olduğu gibi öldüklerinde de yalnız kalmışlarsa diye. Caminin adını gördüm önce, yeşil lazer yazıyla Hidayet Camii yazıyordu.
Evet, onlardı.
Hidayet Camii’nde iki tabut..
Biri yetişkin, biri çocuk, iki büyüt tabut. Hifa’nın boyuna göre tabut yok muydu? Yoksa o tecavüze uğradığı için 8 yaşında henüz kadınlardan mı sayılmıştı, bilmiyorum.
Dışarı taşan erkek kalabalığın manası da anlaşıldı o an. Kadınlar cenazelerinin etrafını sardığı için erkekler dışarıda kalmıştı. Ama bu kadar mıydık? Dönüp duran yeşil lazer yazıya baktım, ne kadar da manidar. Kur’an’a hizmet vakfı yöneticisi bir adam yüzünden buradaydılar. İnsanları hidayete davet ederken, kendisi tecavüzcü bir sapıktı ve hayatını mahvettiği iki kadının cenazesi Hidayet Camiinden uğurlanacaktı. Kendisi hidayete ermiş miydi acaba? Hidayete ermek hayatında neyi değiştirmişti? Yargılanmamayı, hesap sorulmamayı elde etmişti bu sayede. Bunun için insanları da hidayete davet ediyordu, bir gün onların da cenazeleri hesapsız kitapsız kaldırılsın diye, dualar eşliğinde.
Hoca sık sık sükûnete davet ediyordu kadınları, işini olması gerektiği gibi yapmak, bitirmek ve gitmek istiyordu, sükûnetle görevini yapmak ve insanları hidayete davet etmeye devam etmek.
Cenaze namazları kılınacağı zaman dış çeperden ortaya, cenazelerin önüne geldi erkekler, saf saf dizildiler ve ellerini bağladılar önlerinden. Namazın ardından kaymakam cenazelerin önünde bulunan fotoğrafları alıp tabuta el sürecekti ki fotoğraf çerçevesini elinden alıp tabutların etrafını sardı kadınlar. Ben akrabasıyım diye bağıran bir adama bağırdık biz de.
“Yaşatmak için dokunmadınız, öldükten sonra da dokunmayacaksınız!!”
Kadınlar omuzladı iki tabutu da gözyaşları, çığlıklar, sloganlar eşliğinde.
Ihlamurkuyu Mezarlığına çıkarken bir çiçekçinin önünde dizilmiş pembe ve beyaz güller gördüm. Hifa’yı beyaz, Fatmanur’u pembe güllere emanet ettim. Birbirlerine saflık, temizlik ve sevgiyle bağlı bu iki kişilik ailenin küskün ruhlarını güllere emanet ettim. Devirleri daim olsun. Bütün bu yaşadıklarından sonra bir daha bu dünyaya dönmek istemezler muhtemelen ama belki bir gün gelecek olurlarsa, pembe ve beyaz güller karşılasın onları. Hayatları hak ettikleri gibi merhametli, iyi insanlarla çevrili olsun.
Mezarlıktan ayrılırken, hayattayken onları yaşatmak, şikâyet ettikleri adamdan korumak, ondan kurtarmak, sahip çıkmak, tecavüze uğradığında sapığın ağzını yüzünü dağıtıp adalete teslim etmek yerine Fatmanur’u tecavüzcüsüyle evlendirip namuslarını temizleyen bomboş erkek yığını, tıpkı Fatmanur’a yaptıkları gibi, onun hakkını savunan feministlere saldırmaya kalktı. Gücün karşısında sönen erkeklikleri kadınları görünce şaha kalkmıştı. Neyse ki kadınlar müsaade etmedi, bir tecavüz daha engellenmiş oldu böylece.


Biz gittikten sonra gülleri sökmeseler bari diye umdum bu örgütlü kötülük karşısında.
Evime dönerken düşündüm, Fatmanur benim gibi Çekmeköy’de oturuyormuş. Neredeyse bir yıldır yoğun bir şekilde haberlerini takip ettiğim bu yalnız kadınla aynı ilçedeymişiz ama haberim bile yoktu. Birileri sözler vermiş, tutmamış. Elbette mağduru korumak için yaşadığı yer tehdit altındayken açık edilmez ama mağduru koruyan, onunla dayanışan bir ağ, bazı kurum ve dernekler aracılığıyla inşa edilmeli diye düşündüm.
Kadın dernekleri ve mağdurların davalarını takip eden avukatlar aracılığıyla mağdurlar için bir maddi-manevi destek havuzu oluşturmak gerek. Hem yalnız kalmamalı, hem başka hayat deneyimleri ve bilgi-duygu aktarımı ile hayata yeniden tutunmalı, birileri ahbabı, dostu, sırdaşı olmalı ve maddi olarak kendini güvende hissetmeli çevresi tarafından yalnız bırakılan mağdur kadınlar, çocuklar.
Başka bir dönemdeyiz madem, bu dönemle mücadele yöntemlerimiz de değişmeli tümüyle.
Ben senin neden boğularak ölmeyi tercih ettiğini biliyorum Fatmanur. Sen, ölürken bile kalbi iman dolu bir kadındın ve ölüme giderken dahi kızını ve kendini korumaya çalışıyordun. Boğularak ölmeyi seçtin, çünkü boğulanlar şehitlerden sayılır. Seni öldürmeye çalışan karanlığa karşı savaşırken şehit oldun..
Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Beni desteklemek isterseniz,
Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas



