Türkiye’nin iradesi

Cezaevinden çıktığımda iktidardan çok halka öfkeliydim. 85 milyonluk bir ülkede herkes bir şeylerle meşgulken, sadece binlerce insan sanki yarın yokmuş gibi muhalefet ediyor, diğerleri olan biteni sosyal medyalarından izliyor, beğeni ve RT tuşlarına basıyor, bizlere kahramanmışız gibi mesajlar atıyordu. Kimsenin kahramanı olmak istemiyordum hâlbuki. Mücadele etmekten başka şansımız olmadığını düşündüğüm için mücadele ediyor, insanları da buna ikna etmeye çabalıyordum ancak sadece alkış alabiliyordum.

Teşekkürler, teşekkürler..

Haksızlığa uğradığınızda mücadele edip kazanmak kadar insanı yaşamaya teşvik eden bir şey yoktur. Ancak tam da bu yüzden insanlar mücadele etmekten korkarlar, ya yenilirlerse? İşte bu yenilme korkusu, yenme ihtimalinden baskın gelirse, kişi hareket edemez. İşte bu yüzden, başlarda etrafınızda kimseler yokken, kazanmaya başladıkça kalabalıklaşır etrafınız. Çünkü cesaret bulaşıcıdır ve cesurlar kadar gözü kara olmayanlar, kazanma ihtimali doğduğu an, kazanırken o başarının bir parçası olmak isterler. Yani bir Mustafa Kemal lazımdır kazanmak için düşünen, ne yapılacağını söyleyen ve irade gösteren, bir de onun aklına, zekâsına, iradesine güvenen, teslim olan milyonlar.

Bir Mustafa Kemal lazım geldiği için mi bekledi milyonlarca insan AKP iktidarını değiştirmek için? Bu konuda kendi halkıma yüklenmekten bıktım usandım ki zaten sorun sadece bizim halkımızda değil. Bu genel bir insanlık dramıdır. Nazilere isyan etmek yerine kamplarda ölümü bekleyen milyonlarca Yahudi de aptal değildir. Garip bir biçimde ölmemek için ölmektir bu, irade mevzudur yani. Ölüm ihtimalinden korktuğun için hareketsiz kalırsın ve hareketsiz kaldığın için ölürsün. Öyleyse yaşamak için hareket etmek lazımdır. Evren buna davet eder bizi, yaşadığımızı görmek ve yaşamayı hak ettiğimizi göstermemizi ister..

İşte bu denklemi açık seçik görenlerdir mücadele etmeyi tercih edenler. Yani yaşamayı seçenler. Ya özgürce yaşamak için hareket edeceksin ve hareket ettiğin anda öleceksin yahut sıranı bekleyeceksin. Öyleyse neden hareket etmeyesin? Zaten hareket etmediğinde öleceksin ama hareket edersen, belki yaşayacaksın çünkü belki sen kazanacaksın.

İnsanlık kolay kolay hareket etmez, çünkü hareket ettiği anda yalnız kaldığı için tek başına ölüme gidenleri çok görmüştür. İlk kurşunu yiyip kahraman olmak istemezler çünkü ölü bir kahraman olmak istemezler.. Kazanma ihtimali doğduğunda kahramanların arasına karışmak isterler çünkü yaşamak isterler, korkakça. Bu yüzden aptalca ölümü beklerler, bir gün ölmeyecekmiş gibi. Öyleyse niye yaşıyorum diye sormalı insan kendine, madem irademi kullanmıyorum, ne için yaşayacağım? Yemek yemek için, yaş almak için, torun sevmek için? Berbat bir hayatı yaşamak için neden yaşar insan? Sadece nefes almak için mi?

Özgürce yaşamak için ölmek fikri aptalca gelir sadece nefes almak için yaşayanlara. Sadece nefes almak için yaşamak da iradesine sahip çıkanlara aptalca gelir. Özgür olmadıktan sonra nefes almak yaşamak değildir.

Evren, irademizi göstermemizi ister bizden. İradesini ortaya koymayan milletler, ya kendi ülkelerindeki otokratların yahut emperyalist devletlerin esiri olur. Emperyalist devletlerin elinden kurtulursa, moda dünyasının esiri olur. Moda dünyasının elinden kurtulursa, teknolojinin kölesi olur ama muhakkak köle olur, mademki kendine hizmet etmeyi seçmedi yahut hayatla kendi kimliği arasında bir denge kuramadı, o halde muhakkak birilerinin hizmetine girmekle görevli olur.

Şimdi, gelelim Türkiye’nin iradesine.

Geçen hafta bana çok komik ve acınası gelen bir şey oldu. İnsanlar arabalarını süsleyebilmek için sokağa döküldü ve insan hakları, haber alma hakları, yaşam hakları, ormanları, madenleri, ekonomik refahları için sokağa dökülmeyen bir grup insan, arabalarını süslemek için sokağa döküldü ve isyan etti. Bu trajikomik durum beni bir konuda haklı çıkardı. Halkımız için aptal diyen insanları düzeltirim yıllardır, aptal değil, kötüler diye. Kötüler, çünkü benciller, küçük ve günü birlik düşünüyorlar. Onları doğrudan etkilemediği müddetçe kimin nasıl bir hak kaybına uğradığıyla ilgilenmiyorlar. Kendi küçük dünyalarını koruma çabasına dalmış, büyük resmi görmüyorlar. Ama hani bu insanlardı Kurtuluş Savaşında sırtında mermi taşıyan, tüm yoksulluğuna rağmen cepheye koşan? Ne oldu bu insanlara da kendinden çok vatanını düşünmek yerine vatanından çok kendisini düşünmeye başlamıştı? Nasıl olmuştu da bu kadar vurdumduymaz, bu kadar bencil olmuştu?

Kurtuluş Savaşında ülkesini korumak için iradesini ortaya koymuş bu halk, ülkesini kurtardıktan sonra ellerine verilen iradeye bakıp, ne yani, şimdi ben mi her şeye karar vereceğim demişti. Kimileri korktu bu iradeden çünkü herkes irade sahibi olmak, özgürce yaşamak istemez. Kimileri yine tebaa kalmak, yönetilmek istedi. İnsan, özgürlükten korkar aslında çünkü özgür olmak, her şeye kendin karar vermek demektir ve her şeye kendin karar vermek de her bedeli kendin göğüsleyeceksin demektir. İşte bu bakiyeden korkan insanlar, özgür olmak, iradelerine sahip çıkmak istemezler. Teslim olmak, istedikleri şeyler avuçlarına gelsin isterler ve bunu onlara vadeden kişilerin peşlerinden giderler.

Cumhuriyet kurulduğu andan itibaren bu ülkeyi kaybeden emperyalistler, insanların içinde olduğunu bildikleri bu korkuya oynadı ve özgürlüklerinden vurdu halkımızı. Her başkaldırdığında darbe üstüne darbe indirdiler ve özgürlük tehlikeli bir şeydir fikrini kafamıza vura vura belletmek istediler. Kimimiz ikna oldu, kimimiz oyunu gördü, bizi köleleştirmek istiyorlardı. İşte bu darbeler yüzünden özgürlüklerini teslim etmeye ikna olanlar, küçük, gündelik hayatlarına odaklandılar. Haklarla, mücadeleyle ilgilenmediler, özgürlük; belalı bir şeydi.

Onlara küçücük mutluluklar bahşedip ellerinde avuçlarında ne varsa alanlara razı oldular çünkü hayattaydılar ve küçük şeylerle mutlu oluyorlardı. Ancak küçük şeylerine dahi dokunulduğu anda o çok derinde kalmış özgürlük kuşu kanat çırpıyordu. Hakkını aramak için değil, imtiyaz sahibi olmak için sokağa dökülmüş bu insanlar çok öfkelendirdi beni. Özgürlükten korktukları, kendi küçük hayatlarında kalmaya direndikleri için sokaktaydılar. Hâlbuki çok daha fazlasına sahip olabilirlerdi. Hayatta kalmaya tamah etmek yerine hayatı doyasıya yaşayabilirlerdi.

Bu halkı yeniden özgürleştirmek, bu halka yeniden vatan sevgisini aşılamak gerekiyor. CHP iktidarının en önemli ödevi budur. Özgür, vatansever bireyler yetiştirmek.

Özgür ve vatansever bireyler yetiştireceğiz ki, bir daha hiçbir darbe hiçbir bencillik yutmasın insanımızın içindeki özgürce yaşama arzusunu. İradesini kimselerin eline teslim etmesin, onuruyla yaşamayı erdem saysın ve hakkına el uzatanın elini tutsun, kendisini savunsun.


Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Beni desteklemek isterseniz,

Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas