Bir zamanlar muhalifler sanki bu ülkede herhangi hayırlı bir işe sebep olduğu görülmüş gibi Devlet Bahçeli’nin Cumhur İttifakını bozup erken seçim ilan edeceğini beklerdi. O da ısrarla ittifaklarının devam ettiğini ve seçimlerin zamanında yapılacağını söyler. Düzenli okurlarım bilir, AKP ile MHP arasındaki derin kavgayı ve aşamalarını yazarım ara ara. İşte Bahçeli ve Erdoğan arasındaki o kavga bitti. Sulh olduğu için değil, Bahçeli Erdoğan’a yenildiği için bitti. Bu yüzden Bahçeli’nin artık seçim tarihi açıklama gücünün kaldığını zannetmiyorum. Bu saatten sonra bu ülkede seçim tarihini Özgür Özel belirleyecek, kim ilan ederse etsin..
İşte şimdi gerçekten bir tek adam rejiminde seyahat ediyoruz. Zaten çığırından çıkan devlet organları da bunun en net göstergesi. Güçler ayrılığı kalmayınca, devlet kurumları birbirini denetleyemez hale gelince, her derebeyi bir tek adam oluyor hüküm sürdüğü yerde.
Bu yazı bir final yazısı ama benim değil, muhalif seçmenin değil, Atatürk Türkiye’sinin değil, Milliyetçi & Muhafazakârların final yazısı. Onlar için artık dönülmez akşamın ufkundayız ve işleri toparlayıp yeniden güçlenmeleri için vakit çok geç..
“Eyyy NBA, Ya sen kimsin yea? Hem artık gerçekten tek adam rejimindeyiz diyorsun, hem Milliyetçi muhafazakârlığın sonuna geldik diyorsun, ne diyorsun?” diyebilirsiniz..
Anlatayım,
Birçoğunuz AKP & MHP ortaklığı 2018’de kuruldu diye düşünebilirsiniz. Bazılarımız, Devlet Bahçeli 2002 yılında seçim tarihini ilan ettiği anda kuruldu da diyebilir. Ama belki de çok daha eskidir. Taa 1970’lere dayanıyordur mesela.
Siyasal İslamcılar köy köy gezip ahaliyi Atatürk’e, cumhuriyete ve cumhuriyet devrimlerine karşı doldururken, ülkücüler de cumhuriyet aydınlarını, solcu, sosyalist gençleri-aydınları öldürüyordu. Nasıl, tutarlı işbirliği değil mi? Biri hedef gösteriyor, diğeri vuruyor. Bugün de böyle değil mi?
1950’lerden itibaren parke taşları döşenen, 1970’lerden itibaren faaliyete geçen Siyasal İslam ve ülkücü hareket, en sonunda Türkiye’nin iktidarını sarsılmaz bir otoriteyle ele geçirdi. Ele geçirdi de ne yaptı? Kızıl Elma hayalini mi gerçekleştirdi? Türkî Cumhuriyetleri mi birleştirdi? İslam coğrafyasının halifesi mi olduk? Asya, Amerika, Avrupa, Afrika dize mi geldi? Cihan padişahı mı olduk? Yoksa vara vara Osmanlı’nın son 25 yılına mı denk geldik?
Kocaman laflar, büyük ülküler anlatan bu iki akım Türkiye’de neyi başardı?
Altın kaçakçılığı yapan vekiller, Türkiye’nin tarımını, hayvancılığını bitirip ithalat cenneti haline getiren bakanlar-bürokratlar, Gri Pasaportla insan kaçakçılığı, Pudra şekeri işine giren başkomiserler, katil eğiten emniyet müdürleri, oğluna tecavüz odası döşeyen valiler, makamına jakuzili banyo yaptıran rektörler, intihar eden imamlar, uyuşturucu batağında gençler, köstebek yuvasına dönmüş vatan toprağı..
Ah bir ele geçirsek neler yapacağız neler dedikleri iktidarı ele geçirdiler ve bunları yaptılar. Türkiye’nin itibarını temsil eden yüksek eğitimli diplomatları monşerler diye aşağılayıp yerine ülkemizde makam sahibi olmaya yüzü kalmayan insanları atadılar.
Tertemiz halkçı belediyecilikle halkın parasını yine halka harcayan, görgüyü, bilgiyi, sanatı yücelten CHP belediyelerini yolsuzlukla suçladılar, mafya babalarının hazırlattığı konuşma metinlerini okudular..
Yobaz hocaları TV kanallarına çıkarttılar, dinsizliği yaydılar. Kanun tanımazları TV dizilerinde kahraman yaptılar, saygısız, geleceksiz, öfke ve nefret dolu bir nesil yarattılar.
Kendilerine rağmen iyi yetişen gençleri işsiz bıraktılar, inşaatlarda çalıştırdılar, moto kuryeliğe zorladılar, ölüme sürüklediler. Milliyetçi & muhafazakârlar taşı toprağı altın dedikleri İstanbul’u en iyi fiyatı verene sattılar, kendi milletini en ücra noktalarda denizi göremez hale getirdiler.
50 yılda inşa ettikleri iktidar hayallerini 25 yılda çar-çur ettiler. Bu konuda milliyetçi muhafazakâr seçmene de büyük bir yıkım ve kötü bir miras bıraktılar. Üzerinden 25 yıl daha geçse kendilerini savunamayacakları bir bakiye bıraktınız ardınızda. Gerçi o seçmen bunu hak etti. Kendi ülküsüne ve ideallerine ihanet eden insanları uyarmak ve terk etmek yerine, bir şekilde iktidarı koruyabilmek için tanık olduğu tüm kötülüklerin üzerini bahanelerle örttü ve iktidarının ömrünü sonsuza dek tüketti. Üzeri örtülen her şey çürür..
Arada bir çıkarıp havalandırsaydınız, arada bir oklavayla tozunu alsaydınız, arada bir güneşe bıraksaydınız, bunlar olmazdı. Siz ne yaptınız? Her şeyin üzerini örtüp bir de kimseler görmesin diye perdeleri çektiniz ve işte bugün üzerini örttüğünüz tüm bakiyeyle baş başasınız.
İflah olmaz bir iyimser demeyin sakın, ben her daim her şeyin en kötüsünü düşünür ve ona göre bir hareket planı benimserim. Görüyorum ki, milliyetçi & muhafazakârlar ellerindeki sınırsız iktidarı kendilerini ve miraslarını mahvetmek için kullandılar. Bu dünyada iyi bir vatandaş olabilmek için eğitim gören, yaşayan, hayal kuran ve yaptıkları ile mutlu olan insanlara, bu dünya geçici deyip ahiretten bahsedenler bu dünyanın üç kuruşluk makam ve imkânları için birbirini yediler. Hak etmedikleri makamlara oturdular ve o makamları hak etmediklerini en iyi kendileri bildiğinden aşağılık kompleksiyle kendilerini ve makamlarını küçük düşürdüler.
Geriye ne kaldı?
Milliyetçi & muhafazakârların hoyratlıkları sayesinde Atatürk’ün armağan ettiği cumhuriyet ve devrimlerinin bu ülke için hava gibi, su gibi bir ihtiyaç olduğu anlaşıldı. Hukukun üstünlüğünün, güçler ayrılığı ilkesinin kıymeti anlaşıldı. Kadınlar kendilerine verilen hakların ne büyük bir özgürlük olduğunu, gençler Atatürk’ün ülkeyi neden kendilerine emanet ettiğini anladı. Hani havadan geldiği için anlayamamıştık ya Atatürk devrimlerinin kıymetini, hah, işte hızlandırılmış turla Atatürk ve devrimlerinin kıymeti anlaşıldı.
İşte şimdi Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi, gerçekten halkın partisi olacak ve Türkiye Cumhuriyeti belki tarihinde ilk defa Atatürk’ün hayal ettiği ölçüde özgür, demokratik, çoğunlukçu ve ilerici bir yönetime kavuşacak.
Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Beni desteklemek isterseniz,
Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas



