Erdoğan, bir şirket gibi yönettiğini söylediği Türkiye’yi, kendi şirketi gibi görüyor. Etrafındaki bürokrat takımı ve iş ortakları da, bu şirketin en sadık çalışanları. Şirketin batmaması, işlerinden olmamak için ellerinden geleni yapıyorlar.
İdris Küçükömer, Düzenin Yabancılaşması kitabında hem Osmanlı’yı, hem yeni Türkiye’yi bürokratların ekonomik olarak batma noktasına getirdiğini söyler. Devletin mahiyeti değişir ancak halktan kopuk bürokrat takımının güdüleri değişmez, odakları halk değil, kendi saltanatlarıdır der ve ekler; halk Osmanlı bürokratından ne kadar çekti ve nefret ettiyse, cumhuriyet bürokratından da o kadar çekmiş ve nefret etmiştir. İsmet Paşa’ya karşı DP iktidarının kökenlerini buralarda gösterir. İtiraz ettiğim noktalar olmakla birlikte, haklılık payı var.
Günümüzde bu tablonun benzerini yaşıyoruz ve elbette aynı sona sürükleniyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle hem Osmanlı’da hem yeni cumhuriyet yıllarında olduğu gibi bir tek adam ve bürokratları yönetiyor yeniden Türkiye’yi. Halkta yönetime karşı yeniden bir kopuş yaşanıyor çünkü yönetimde halktan kopuş söz konusu. Erdoğan devleti partisinin organlarıyla değil, halkın demokratik talepleriyle hiç değil, sadece bürokratların devletin –yani kendilerinin- bekası için hayırlı gördükleri uygulamalara göre yönetiyor. Haliyle onların bekasıyla halkın bekası aynı kefede olmadığı için, halkın kefesi boş kalıyor, bürokratların kefesi ağırlıklarla çöküyor. Çöküyor diyorum çünkü her ne kadar kefe boş kalsa da halk yükselişe geçmiş, yeni bir iktidara yönelmiştir artık. Kefelerin eşit ağırlıkta basacağı bir iktidara..
Bugünlerde CHP’nin bitirilişini ama halkın iktidarının önüne geçilemeyişini izliyoruz. Bunun böyle olacağını söyledik ama dinletemedik. AKP ile mücadele eden CHP değil, CHP’yi döve döve iktidara taşımak isteyen halktı. AKP’nin de karşısına aldığı ve yenmek için bütün etik kodları terk ettiği yapı da CHP değil, halk.
Halkın elinden bazılarının çokça kırgın olduğu CHP’yi aldı ve onlara istedikleri gibi şekillendirebilecekleri bir parti imkânı sundu Erdoğan.. Diledikleri gibi kendisini yenebilecek kadrolardan oluşan bir parti.. İçlerinde hain kalmadı, bencil kalmadı.
Peki, Erdoğan’ın bitirdiği tek parti CHP mi?
Erdoğan, rakiplerini yok etmek ve tek başına gücü elinde toplamak için yaptığı tüm hamlelerle sadece CHP’yi değil, kendi partisini de bitirdi. Ne de olsa artık partiye ve seçmene ihtiyacı olmayacaktı.
Bunu bilerek yaptı demiyorum ama bazen aklımızdaki niyette dilediğimiz sonuçla eylemlerimiz, bilinçli olduğu kadar bilinçsiz işler de üretir ya, işte o hesap. Erdoğan devlete hâkim olayım, etrafımda kendime sadık bürokratlar ordusu yaratayım, artık seçmen olmasa da olur, derken, seçmen iradesiyle var olmak zorunda olan partisini de bitirmiş oldu.
Ancak şimdi iktidarını sürdürmek için bürokratların sadakati yetmiyor ve parlamenter sisteme dönerek cumhurbaşkanı olarak kalmak istiyor Erdoğan, son bir defa daha seçmene yani partisine ihtiyacı var. Şimdi ne olacak peki?
Bürokratlarla işler umduğu gibi gitmedi. İstediği her şeyi yaptırabildi ama ucu bucağı kestirilemeyen bu organizma züccaciye dükkânına giren bir fil gibi en ufak bir harekette 40 parça devirdi. Halkı toparlamak, son bir defa oylarını almak için geri adım atmak mümkün değil çünkü kuyrukta memnun edilmeyi bekleyen binlerce bürokrat var ve onlara ihtiyacı da var. Bu yüzden halkı isteklerine razı olmaya ikna etmek üzere manipüle etmek yerine zor kullanmayı deniyor şimdi.
Ancak karşılarında ezber ettikleri kalabalıklar da kalmadı, tanımadıkları bir tabanla karşı karşıyalar; gençler, çocuklar, ve dünyaya artık çocuklarının penceresinden bakmaya başlayan yeni ebeveynler. Kendi yaşayamadıklarını torunlarında görüp derin bir muhasebeye girişen emekliler, kadın hareketini destekleyen dayak yemiş babaanneler, kendi çocuklarını anne terliğiyle büyütüp torununa prenses muamelesi yapan ananeler, evladını evden kovarken torununu sırtında taşıyan dedeler, influencer dindarlar.
Kim bu insanlar?
Ne yer, ne içerler, nelerden hoşlanırlar? Amaan, şimdi kim uğraşacak onların gönlünü eğlemekle. En pratiği baskı!! Kimi dinliyorlar, içeri tık. Kimi izliyorlar, gözaltına al. Kime oy veriyorlar, önüne barikat çek. Barikatı aştılar, içeri Truva Atı gönder. At ifşa oldu, olsun boşver, gün doğmadan neler doğar.
Oyhh..
Vallahi yazarken ben yoruldum.
Siz bir avuç azınlık iktidarı, halksa milyonlar.. Hangi baskı yöntemiyle yenebilirsiniz ki milyonlarca insanı?
Yenemeyeceklerini onlar da biliyorlar ancak bunu denemeye devam etmekten başka şansları kalmadı. Çünkü tünel tıkalı, mecburen sonuna kadar ilerlemek zorundalar. Sonra bir yol bulabilirlerse dönecekler ama şimdi girdikleri tünelden çıkana kadar ilerlemeye devam etmek zorundalar. Aslında onlar da biliyorlar tünelin sonunda ne olduğunu. Halkın gişelerde onları beklediğini çok iyi biliyorlar.
Bu yüzden hem tünelde uygun adım yürümeye devam ediyor, hem de her biri kendi içinde kendi hesabını yapıyor.
Ben söyleyeyim ne olacağını, halkın iktidarına kimse engel olamaz.
Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Ancak bu sitenin giderleri var ve tek başıma karşılıyorum. Beni desteklemek isterseniz, lütfen Patreon hesabımdan 3 dolarlık bir abonelik oluşturun.
Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas



