Bundan yaklaşık 5 yıl kadar önce, bir kültür merkezinde salon sorumlusu olarak görev yaptığım dönemde AKP’lilerin il, ilçe danışma toplantılarına, vekil buluşmalarına vs şahit oluyordum. Hepimizin tahmin edeceği diyalogları yakından görmek gerçekten mide bulandırıcıydı. Dolandırıcılıkla suçlanan vekilin elini göğsüne bastırarak baş selamı vermesi ve sevgiyle, saygıyla karşılanması tahammül edilecek şeyler değil. Buralarda özellikle gençlik örgütlerinin heyecanını gördüğümde büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordum çünkü çarkın devamını sağlayacak olan onlardı.
Çark şöyle işliyordu; Seçimde çalışırsın ve seçim sonunda il, ilçe belediyeleri yahut daha da şanslıysan devlet kurumlarında iş sahibi olursun. Öyle sadece kuru bir kadro değil, gayretine ve torpiline göre müdür, şube müdürü, idari amir vs oluyor bu kişiler. Bu yüzden AKP’li belediyelerde devir teslim olduğunda gidenin kabahatine bakılmaz, gelenin neden geldiğine bakılır. Kimsenin koltuğu garanti değildir, bu yüzden her daim bir kaygıyla yaşanır. Bir şekilde koltuk sahibi olanlar, safça koltuğuna layık olmaya çalışır. Hâlbuki onu o koltukta tutacak olan ne yetenekleri, ne de gayretleridir. Torpilleri gözden düştüğü an, onların da işi biter.
İşte o toplantılara halk da katılıyordu ve birçok katılımcı sokak, mahalle, ilçe sakini; yaşadığı yere yapılmasını istediği işlerden ziyade çalışabileceği bir iş beklentisiyle katılıyordu. Yahut zaten işe yerleştirilmiş olan çocuğunun makam sahibi yapılması için gayret etmeye başlıyordu. Toplantıların ikramları belediyeden, ikramlar ise elbette AKP’li bir firmadan. Düşünüyordum, bu çark nasıl kırılır? Büyük bir umutsuzluk kaplıyordu beni çünkü alan razı, veren razı, bu görüntüden rahatsız olan yalnızca benim.
Yüzde yüz de umutsuz değildim çünkü anlıyordum ki artık eskisi kadar büyük kalabalıklar katılmıyordu bu toplantılara. Yeterli çoğunluk sağlanamadığı için yalvar yakar araçlarla insanlar toplanıyor, sonra vekil gelip baş selamı veriyordu. Gelen vekilin yüzündeki hayal kırıklığından anlıyordum ki, bir zamanlar buralarda iğne atsan yere düşmüyormuş.
Düşünüyordum, nasıl yenersin ki bu sistemi? Yavaş yavaş bitmesini beklerken ülke elden gider.
Acaba diyordum, siyaset işi yalnızca finansman işiyse, AKP’li olmayan iş insanlarıyla bir havuz oluşturulsa ve bu çarkın farklı bir versiyonu mu sağlansa? O zaman CHP için çalışacak daha fazla insan bulunabilir mi?
Peki, diyelim ki başardık, bu bir zafer olur muydu?
Daha iktidar olmadan kirlenmiş olurduk. Hayır, bu olmazdı ama ne olmalıydı? Sadece çıkar için bir araya gelmiş milyonlarla nasıl mücadele edilirdi? Karşılıksız olmalıydı elbette mücadele ama o kadar temiz insan nereden bulunacaktı? Bir günlük iş değildi ki, büyük çoğunluğun ahlakı çoktan bozulmuştu.
AKP’liler bir şeyler elde edebilmek için AKP’ye çalışıyordu, diğer tarafın neferlerine ise çalışmaları karşılığında hiçbir şey vadedilmiyordu. Bu dediğim bile fazla aslında, CHP’de siyaset yapmak isteyen insanlara yönelik hiçbir çağrı yoktu.
Herkesin birbirinden bir şey yapmasını beklediği bu ortamda, bir çark dönüyorsa, döndürenler olduğu için dönüyordu. Gel zaman, git zaman, AKP’de deniz bitti. Artık işe girmek için torpile değil, torpilinin kim olduğuna bakılıyordu. Vekilliğin bir önemi kalmamıştı, bakanlığın forsu bir yere kadardı. Önemli bürokratlar dahi koltuğunda emanet oturuyordu çünkü ya başka bir kişinin o koltukta oturması gerekirse?
Ancak şükürler olsun ki zaman bize şunu gösterdi; Onu kurtarması gereken insanlar öyle yetersizdi ki, hiçbir şey beklemeden, sadece ve sadece bu düzenden kurtulmak isteyen insanlar peyda olmuştu. Bunun için kendini tehlikeye atıyor, bedel ödüyorlardı. Sayıları hâlâ yeterince çok değil ama varlardı.
CHP’de ise birçok şey değişse de bir şey değişmedi tam olarak, partiye gittiğinizde karşılaştığınız direnç. Elbette her il, ilçe örgütü farklı ancak CHP’ye yeni üye olan hemen herkesten duyduğum ortak şikâyet, üye olmak isteyenlerden duyduğum ortak kaygı bu, örgütün yeni gelenlere gösterdiği direnç. AKP’de yoldan geçen kolundan çekilip üye yapılırken, hatta insanlar haberleri dahi olmadan üye yapılırken, CHP’de partililer resmen, onların olan bir şeyi ellerinden almaya gelmişsiniz gibi davranıyor size. Seçmenin partililerden daha gayretli, daha aydın olduğu tek parti olabilir CHP.
AKP’yi yenmesi gereken CHP’ye bakıyordum; Sadece liderin emirleriyle harekete geçen bir örgüt ve hareket emrini bir türlü vermeyen bir lider vardı o zaman partinin başında. Halk CHP’nin onları ateşlemesini bekliyor, CHP’liler liderin ağzına bakıyor, lider ise bekleyin diyordu. İşte böyle seneler heba oluyordu.
2023 seçimlerine giderken bir yandan Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen, öte yandan sürekli onu ve ekibini siyasi hataları sebebiyle eleştirdiğim yazılar yazarken içimi bir çaresizlik kaplamıştı. Bir vatandaş olarak neden ben siyasilere akıl veriyor, teknik direktör gibi sahanın kenarından “Öyle yapsanıza, şöyle desenize!!” diyerek sinir krizleri geçiriyor, saç baş yoluyordum? Çünkü hayatım, sahip olduğum değerlerim, elimden kaymak üzereydi, onlar ise çok sakinlerdi, sakince kaybediyorlardı ve kaldıkları yerden hayatlarına devam ediyorlardı.
Siyaset sahnesindeki insanların hesapları ve eylemleri midemi bulandırıyordu. Biz ölürken onlar saçma sapan kişisel hesaplarının peşinden koşuyordu. Neden siyasette bu kadar iğrenç insan var diye düşünmeye başladım. Siyaset sahnesi zamanla kirlenmişti ve bu iğrenç manzarayı gören iyi insanlar, oraya girmeye cesaret edemiyor, dahası istemiyorlardı. Siyaset iğrenç insanların yaptığı iğrenç bir iş olup çıkmıştı. Haliyle iyi insanlar kendini geri çektikçe ortalık siyaseti iğrenç emelleri için kullanan insanlara kalmıştı. Bu iğrenç insanların arasına da ancak kendini onlar gibi hisseden, onların yaptıklarını yapmak isteyen insanlar dâhil oluyordu. Biz de bu insanlardan bizim için iyi bir şeyler yapmasını bekliyorduk, daha çok beklerdik. Bir şeylerin değişmesi için AKP’den zaten ümit yoktu ama CHP’nin değişmesi gerekiyordu.
Bu ihtiyacı gördüğümden beri CHP’de kan değişimi yaşanması için gayret ediyorum. Yaklaşık üç yıldır insanları siyasete girmeye ikna etmeye çalışan yazılar yazıyor, tweetler atıyorum. Bir dönem Twitter’da “Muhalif seçmenin temsiliyet sorunu” başlıklı yayınlar da yaptım. Kendim de bu gayreti hayata geçirmek üzere sevgili Altuğ Öztürk’ün davetiyle Biz Yurttaşlara katılmıştım. Biz Yurttaşların olayı şudur: Hem CHP’ye üye olur, hem de CHP içi kliklere karşı bir arada kalarak örgütleniriz. Hem parti örgütüne dâhil olmaya çalışır, hem meydanlarda olur, hem sosyal medyada aktif oluruz. Böylece CHP’de siyaset yapmaktan vazgeçmemek için gerekli motivasyonu birbirimizden sağlarız. Geçen hafta ilk defa Biz Yurttaşların yeni bir aşaması olan Koordinasyon Ağına dâhil etmek için Twitter üzerinden bir form paylaştım. Başta 3-5 kişi doldursa yeter diyordum ama 15 kişi doldurmuş. Bu kişilerden ulaşabildiğim 13’ü ile görüştüm. Eğitimli, meslek sahibi, kariyer sahibi, donanımlı, dertli, gayretli, kendine güveni tam ve aktif siyasete katılıp mücadele etmedikçe hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini zamanla kabul etmiş insanlardı.
Yukarıda bahsettiğim CHP il-ilçe örgütlerinin direncini onlar da tatmıştı ve şimdi hem CHP’de siyaset yapıp hem de kendilerini yalnız hissetmeyecekleri bir ağ buldukları için mutlulardı. CHP’li siyasetçilerin il, ilçe örgütlerinin yeni üyelere gösterdikleri direnç üzerine uzun uzun düşünmeleri ve baraj kapaklarını açmaları gerekiyor. İnsanlar CHP’ye üye olmaya da, sizinle siyaset yapmaya da, sahada olmaya da hazır ancak örgütünüz partilerini yeni gelenlerle paylaşmak istemiyor. Senelerdir emek verdiği parti ve delegelik sistemi elinden alınacak, sudan çıkmış balığa dönecek zannediyorlar.
CHP’nin hem delege sistemini değiştirmesi, hem de yeni üyeleri kucaklaması gerekiyor. Yoksa ne sayınız on milyonları aşacak, ne de delege seçimleri öncesi partiye üye olan binleri kongre sonrası partide bulabileceksiniz. Delege ağalıkları, klikleşmeler, akraba örgütlenmeleri devam ettikçe, sizinle pazarlık halinde olan kasaba esnafı siyasetçi profilinden kurtulamayacaksınız. Daha iyi teklif gelir gelmez, sizi satacak bu iğrenç siyaset esnafını da kaybedeceksiniz.
AKP’de deniz bitti, CHP’nin ise sınır kapılarını açması gerekiyor. Kolay değil, 100 yıllık bir parti. AKP’nin 25 yılda ne hale geldiğine bakarsak, bu korumacılık normaldir belki ama değişmeli, yeni kişilere kapılar sonuna kadar açılmalı. Atıl bırakılan sosyal medya çalıştırılmalı. Bu konuda profesyonel şirketlerden değil, hali hazırda sosyal medyada içerik üreten yani bu işi gönüllü olarak zaten yapan, artık kitlenin nabzını çok iyi tanıyan kişilerden destek alınmalı.
Türkiye’yi yönetmeye karar veren bir parti daha fazla özgüven sahibi olmalı.
Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Beni desteklemek isterseniz,
Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas



