Meksika açmazında son durum

Komplo severlerin bayram edeceği bir Türkiye ve dünya gündemini takip etmeye çalışıyoruz. İşin tuhaf tarafı, hiç kimse olayların ucunun nereye varacağından emin olamıyor. Çünkü çok değişkenli çoklu denklemler ve arka planı bilinmeyen detaylar var.

Dünyada Trump’ın zorbalığı karşılık bulacak mı? Eş Şara mayın tarlasında hayatta kalacak mı? İran tehditlere boyun eğecek mi? İran’da rejim değişirse ne olur, değişmezse ne olur? Çin ve Rusya çıldırmış Trump’ı ve onun çıldırttığı Avrupa’yı, izliyor. İzlerken durup düşündüklerini zannetmiyorum, bu hengâme sonlandığında Çin çoktan hamlesini yaparak dünyayı şaşırtmayı başaracaktır.

Türkiye’deki iktidar ömrünü iç politikaya değil, dış politikaya endekslemiş durumda. Zira içeridekilerin çığlıkları umurlarında değil gibi duruyor. Sanki 2008 Türkiye’sini yönetir gibi kendileriyle değil, CHP ve diğer muhaliflerle uğraşıyorlar. Muhaliflerin elleri de, dilleri de bağlı. “Efendim her hafta iki miting oluyor ya, nasıl bağlı?” diyebilirsiniz. Mehmet Murat Çalık ve diğer siyasi tutuklular içeride olduğuna göre, muhaliflerin elleri kolları bağlı demektir. Yapılan eziyetlere engel olunamıyor, ancak katlanılıyorsa, eller kollar bağlı demektir.

Bizim de istikbalimizle ilgili önümüzü görebilmemiz için çoklu düşünmemiz gerekiyor. Erdoğan Trump’a, Trump Avrupa’ya, Avrupa Trump’a bakıyor ve herkes elindeki kartları bir bir açıyor.

Aslında Erdoğan ve Trump’ın kaderi birbirine paralel ilerliyor gibi geliyor. İkisi de bugüne kadar süregelen müesses nizamı yıkıp yerine keyfi bir rejim inşa etmeye çalışıyor. Bu yeni rejimi inşa ederken de muhataplarına hiçbir hukuki güvence sağlamıyor. Ya anlaşır ve size sunulan sürpriz kutusunu açarsınız yahut anlaşmaz ve sonuçlarına katlanırsınız. Fırsatlar ülkesi Amerika artık tehditler ülkesi Amerika oldu. Peki, Trump tüm hukuki güvenceleri askıya aldığı bu dönemden zaferle çıkabilecek mi? Muhtemelen dünyanın başını yeterince belaya soktuktan sonra işler sarpa sardığında ikinci Kennedy vakası olarak tarihe geçecektir.

Türkiye’de de bir süredir hem muhaliflere, hem müttefiklere aynı tarife uygulanıyor.

Rejim, yaklaşık olarak 2024’den beri bugüne kadar besleyip büyüttüğü kişilerin bir kısmına savaş açmış durumda. Yıllarca iktidardan koparacağı ihaleler yüzü suyu hürmetine muhalefete karşı mücadele saflarında yer alan bu kişiler için birçoğumuz, rejimin değişeceği anlaşıldığı anda ilk bu fareler gemiyi terk edecek dedi. Erdoğan bu farelerin farkında değil miydi, elbette farkındaydı. Bu yüzden gemiyi terk etmeye çalışan tüm fareleri durdurup sağlam bir fatura kesiyor. Yanlarında götürmek istedikleri her şeyi yanında kalanlara devredip fareleri serbest bırakıyor.

Ekrem İmamoğlu’nun İBB davasında yer alan yandaşlar da, sonrasında başlayan birçok soruşturma da, ona ihanet edeceğini ancak yakalanmayacağını zanneden farelere yönelik. Bu soruşturmalarda bir kriter göremiyorsunuz. Bugünlerin gelmesine engel olmak adına, kurulan sofraya herkesi davet eden Erdoğan, bugün bir bahaneyle sofradan kalkmak isteyenlere tek tek tehditler savuruyor. Bu kişilerin devlet ehliyle ilk defa onun sofrasına oturmadıklarını düşünürsek, Erdoğan tehlikeli bir yola girmiş olmuyor mu?

Ulufe dağıtarak yanında tuttuklarını, ceza dağıtarak yanında tutabilecek mi?

Bir de Bilal Erdoğan faktörü var ki, bu aslında Erdoğan’ın elinin ne kadar rahat olduğunu değil, zorda olduğunu gösteriyor. Liderlerin iktidarlarının domino taşı etkisiyle birbirlerine bağlı olduğu bu yeni dünya düzeninde, Türkiye’de durumu değiştirecek denli bir toplumsal yahut siyasal etken görünmüyor. Evet, herkes çok öfkeli ama kimse büyük hamleler yapmıyor. İktidar ne yaparsa yapsın, halk çığırından çıkmıyor.

Ana muhalefet partisi CHP 19 Mart’tan beri belediyelerine açılan davaların hukuksuzluklarını anlatıyor. Savcı ve hâkimlerin iktidar lehine karar almak için nasıl da hukuku çiğnediklerini anlatıyorlar. Öfkeli kalabalıklar “Peki, bu işin sonu nereye varacak?” diye sorduğunda, sakin olun, bizler temiziz zaten, mahkemede aklanacağız diyorlar?!?

Yanlış duymadınız, yanlı mahkemelerde aklanacaklarmış.

Madem ülkede hukuk yok, hukuksuzca tutuklandığınız rejim mahkemelerinde nasıl aklanacaksınız?

Diyelim yanlı mahkemelerde aklanamadınız, bu bir ilk olmaz. Gezi mahkûmları; Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, sonra Selahattin Demirtaş, Selçuk Kozağaçlı, Can Atalay vakaları ortada. Ne yapacaksınız başınıza aynıları geldiğinde? Bunca haksızlığa isyan eden halkı sakinleştirip mitinglerle gazını aldınız. Şimdi yeni hukuksuzluklar olunca ne yapacaksınız? Umarım bir planınız vardır.

Ben tabii en çok bizim derdimizdeyim sevgili muhalif kardeşim, bu yüzden birilerinin bizi kurtarmasını beklemek yerine sorularımı sormaya, aklımı bilemeye devam edeceğim.

Türkiye dış politikada çok başarılıysa, ekonomimizin mükemmel olması gerekmez miydi?

Biz neden Trump ekonomimizi mahvetmiş, büyük bir ambargo altında eziliyormuşuz gibi bir ekonomik felaketi yaşıyoruz?


Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Beni desteklemek isterseniz,

Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas