Beyaz Toros’u kim yaktı?

Fonda Kurtlar Vadisi Müziği açın, bu yazıyı öyle okuyun..

AKP ile birlikte girdi hayatımıza bu dizi biliyorsunuz.

Devlet Bahçeli, o dönemki iktidar ortağını gözden çıkardı ve Erdoğan’ın yolunu açan seçimin işaret fişeğini ateşledi. Sonrasında da her ihtiyaç duyduğunda, ihtiyacını gideren hamleyle Erdoğan’ı destekledi. Kâh karşısına saçma sapan bir aday çıkardı, kâh iktidar ortağı oldu. AKP iktidara geleceği dönem ABD’nin Irak’la ilgili planları söz konusuydu, bugün ise Suriye ve İran’la ilgili planları söz konusu.  “E ne var bunda, Erdoğan zaten ABD’nin istediği politikaların önünü açmıyor mu?” diyebilirsiniz. Açıyor açmasına da, sadece hizmetkâr olmak istemiyor, masada aktör olmak, payını almak istiyor. Ancak ABD’nin pazarlık masasına oturmak için ona sunabileceği hizmetlerden başka bir şey yok elinde. ABD’ye kazandıracak bir zenginliği, bölüşecek bir imkânı yok. Haliyle ABD, istese başkalarına da yaptırabileceği bir taşeronluktan başka bir rol biçmiyor şimdilik Türkiye’ye.

MHP her daim yerini bilir. Şah olmak, padişah olmak istemez. Taşeronluk görevini layıkıyla yerine getirip çekilir. Kürt meselesinin ABD’nin İran ve Suriye’deki planlarına uygun şekle sokulması mı gerekiyor, gereğini yapar. Bunun karşılığında bir şey istemez, beklemez. Ancak Erdoğan öyle değil.

Erdoğan, bu gidişin gidiş olmadığını, kendisine ayrılan sürenin sonuna gelindiğinin farkında. 2018 yılında cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş sürecinde başlayan ittifaklarına rağmen, Bahçeli ve Erdoğan diken üstünde bir ilişki geliştirdi. Güller ve silahlar aynı anda masadaydı her daim. Asla güvene dayalı bir ilişkileri olmadı. Birbirlerine güvenmemekte haksız sayılmazlar ama çoğu zaman çıkarları ortaktı.

Kürt Selo’yu içeri atmak, Kürtlere ve solculara göz açtırmamak, devlette ne kadar milliyetçi ve İslamcı harici kadro varsa temizlemek ortak hedefleriydi. Seçmenleri de devletin sağladığı imtiyazlardan yararlanırken diğerleriyle bu imtiyazları bölüşmemek konusunda mutabıktı. Haliyle güle oynaya yani kendilerinden olmayanlara kan kusturarak iktidarlarını bugünlere taşıdılar.

Ancak Erdoğan %50’nin üzerinde oy aldığını gördükten sonra MHP’siz İslamcı-milliyetçi bir dil kurarak Cumhur İttifakı seçmenini tek potada eritmek, iktidarını Bahçeli’nin onay faslı olmadan, gerçek bir tek adam olarak yaşamak istedi. Süleyman Soylu’yla kamuoyunda bu etkiyi test etmişti, üzerinde sakil durmuyordu ama milliyetçi oyları garanti altına almak lazımdı. Bunun için eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’e gitti ve cumhurbaşkanı danışmanlığı teklifi yaptı. Sinan Ateş böyle bir kararı tek başına veremezdi, düşünmek ve izin almak için zaman istedi ancak zamanı kararını bildirmeye yetmedi. Belki de reddedecekti ama o artık bir ulaktı. Bu yüzden maalesef mesajın bir aracıydı ve saraya giden cevap sandığının içerisinde yer almak zorunda kaldı. Krizi fırsata çevirmekte mahir olan Erdoğan bu sert mesajı aldı ama bunu aynı zamanda bir tehdit unsuru olarak kullanmaya karar verdi ve MHP’yi bir konuya razı etmek istediğinde hep bu davayı gündeme getirdi. Erdoğan iktidarını tartıştırmak istemiyor olabilirdi ama Devlet bahçeli de kendi iktidarını tartıştırmak istemezdi. Ve bu aşamadan sonra artık gizli savaş açık savaşa dönüştü. Gören gözler için tabii..

Bazıları Bahçeli’nin her fırsatta “Cumhur İttifakında hiçbir çatlak yoktur, Recep Tayyip Erdoğan bizim tek adayımızdır” açıklamalarını safça “Bakın, aralarında hiçbir sorun yok işte.” şeklinde yorumlasa da, Bahçeli’nin bu açıklamaları henüz Erdoğan’la işinin bitmediğini gösteriyordu.

Suriye’de rejimin değişmesiyle birlikte yeni ev ödevi geldi, Kürtlerle uzlaşı. Bana kalırsa Bahçeli çıkmadan önce çöpü Erdoğan’a attırmak istedi. Uzlaşı onun iktidarında yapılmış, sonraki iktidara başka bir Türkiye’de siyaset yapma imkânı miras bırakılmış olacaktı. Öyle el ele kol kola Kent Uzlaşısı falan, hikâyeydi. Bu yüzden sonraki iktidar partisi CHP de mutlaka komisyonda olmalıydı.

Eh, sonunu gören kahraman bu sona razı gelmiyor ve ayak diriyor, görüyorsunuz. Bahçeli de ya yapacaksın, ya yapacaksın diyor. İktidarın bir an önce değişmesini istediği için de acele ettiriyor. O acele etmeye çalıştıkça Erdoğan saçını tarıyor, tavana bakıyor, tırnaklarını inceliyor. Bahçeli’nin bu süreç için tüm siyasi kariyerini ortaya koyduğunu söylüyor ve gerçekten de sürecin Bahçeli’nin siyasi kariyerine sebep olması için elinden geleni yapıyor.

Tıpkı Cumhur İttifakında ciddi bir çatlak olduğunu iddia ettiğim gibi Devlet Bahçeli’nin CHP’ye sinyal gönderdiğini de yazdım birkaç defa. Ancak Bahçeli, Ekrem İmamoğlu’nun star olduğu bir CHP’yi istemiyor. Yönlendirilebileceği, boyunduruk altına alınmış bir CHP istiyor. CHP, iktidarını ona borçlu olsun istiyor. Tıpkı Erdoğan’ın ona mecbur olduğu gibi. Bu yüzden idealist Ekrem İmamoğlu ve ekibini istemiyor. Devlette kendi kadrolaşması hâkim güç olarak kalsın istiyor. Bu yüzden CHP lideri Özgür Özel’e Ekrem İmamoğlu’ndan vazgeç, gel anahtarları al diyor. 5 Ekim 2024 tarihli CHP & MHP yeniden? yazımda Ekrem İmamoğlu’nun devre dışı bırakıldığı ve Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı adayı olduğu bir simülasyondan bahsetmiştim. Bakın, bugün Ekrem İmamoğlu da “Aday ben olmak zorunda değilim” deme noktasına geldi. Ekrem İmamoğlu görselleriyle süslü cumhurbaşkanlığı aday ofisi iki hafta önce neden açıldı o zaman? Belli ki CHP üç kere düşünüp bir defa adım atmıyor. Neyse, biz meselemize dönelim.

Şimdi gelelim, önce Erdoğan’ın gemileri yakmasına, ardından Beyaz Toros’un yanmasınaa.

Erdoğan artık vatandaşın rızasına dayalı bir yönetime ihtiyaç duymuyor. Bu kadar gücü elinde bulundururken Bahçeli’ye de ihtiyaç duyma aşamasını geçtiğini düşünüyor ve otoriterliğini garanti altına almak için garantör olarak Trump’la olan ilişkisine odaklanıyor. Bahçeli kendisinin denklem dışına itileceği bu gidişin gidiş olmadığını görüyor ve Türkiye’nin geleceğinde kim varsa, oraya yatırım yapıyor, Kürtler ve CHP. Ancak kontrol altına alınmış bir Kürt hareketi ve kontrol altına alınmış bir CHP istiyor. Hal böyle olunca, aynı açıklama içerisinde hem “Ekrem İmamoğlu ve tüm ekibine hırsız bunlar, CHP aklını başına alsın, bu ekibi terk etsin” diyor, hem de Özgür Özel üzerinden Erdoğan’ı tehdit ediyor.

Bahçeli belediyelere yönelik operasyonlar bir an önce bitsin dedi. Peki, Erdoğan bu tehdit karşısında ne yaptı? Bahçeli’ye operasyon yaptı!! Hem de İBB operasyonlarında İngiliz anahtarı gibi kullandığı Kürt kökenli Aziz İhsan Aktaş’la. Erdoğan bu kişiyle CHP’ye de, MHP’ye de, Kürtleri bana karşı silah olarak kullanamazsınız, o silah hâlâ benim elimde demek istiyor. Öyle olup olmadığı önemli değil, o böyle iddia ediyor. MHP konusunda da aynı kişiyi kullanıyor bu yüzden. Bahçeli’ye daha fazla taviz vermeyeceğini, canı istediği an onu bırakıp CHP ile yeni bir ittifaka yelken açamayacağını, artık onun da kredisinin tükendiğini ilan ediyor. CHP’ye operasyon çektiği Aziz İhsan Aktaş’ı, Bahçeli’nin adamını içeri attırmak için kullanıyor. Aziz İhsan Aktaş’a suikast iddiası aracılığıyla, CHP & MHP ittifakına suikast düzenliyor!!

Vay anassını sayın seyirciler!!

Şimdi gelelim, benim Beyaz Toros’la ilgili komplo teorime..

İki ihtimal var. Aracı MHP de yaktırmış olabilir, AKP de. Önce MHP’nin yaktırmış olma ihtimalini değerlendirelim..

Bahçeli Erdoğan’ı CHP operasyonları konusunda uyarıyor, ardından Erdoğan ona da operasyon çekiyor ve sen karışma, senin de zamanın geldi diyor. Bahçeli bu operasyon karşısında restine rest diyor ve Beyaz Toros’u yakıyor. Bu eylemleri yapanların suç kaydı kabarıktır hep ve akıldan noksanlardır hep, yoksa neden böyle çılgınca eylemler yapsınlar? Bu profilde bir suçluyla, bizim yapacaklarımızın sınırı da, mantığı da yoktur, ayağınızı denk alın denmiş oluyor.

Beyaz Toros yandığı anda bu mesajı MHP gemileri yaktı olarak algıladım. Beyaz Toros demek, Kürt meselesi demek, JİTEM demekti. Beyaz Toros’u yakarak: Beni geçmişimdeki hiçbir meseleyle tehdit edemezsin, ben gemileri yaktım, bagajımı yaktım, yepyeni bir yola girdim, denmiş olabilir!! Ya kişinin üzerindeki Muhsin Yazıcıoğlu baskılı t-shirtü ne yapacağız o zaman?

Bunun anlamı Muhsin Yazıcıoğlu’nu kimin öldürttüğüne göre değişir. Kimileri MHP diye düşünebilir, ancak bana göre öyle değil. Bir şey bildiğimden değil, yine komplo teorisi, noktaları birleştirince ortaya çıkan bir varsayım. AKP’li Yıllara İçeriden Bakış yazı dizimde İlk Kurban bölümünde anlatıyorum o suikastın neden yaşanmış olabileceğini. Yani sizin elinizde Sinan Ateş Dosyası varsa bizim elimizde de Muhsin Yazıcıoğlu dosyası var demiş oluyor birileri.

Şimdi diğer ihtimali değerlendirelim..

Diyelim ki meclisin dibine kadar getirilip yakılan Beyaz Toros’u AKP yaktırmış olsun.. Ancak bu ihtimalde şunu hatırlamadan geçemeyiz. Son zamanlarda Beyaz Toros’u kim gündeme getirdi? Özgür Özel. Ancak bunu dile getirirken MHP’yi değil, Beyaz Toros’lu günleri aratmadığını söyleyerek Erdoğan’a yüklendi. Şimdi, Beyaz Toros’u AKP yaktırdıysa mesaj şu olabilir mi?

“Yani, komisyonlar bir şeyler diyorsunuz da, sizin geçmişiniz bu. Yargı elimde, hapishaneler orada, sizi de, o barışmak istediklerinizi de, Toros’unuzu da çıra gibi yakarım mı diyordu?” Peki ya meczubun üzerindeki Muhsin Yazıcıoğlu t-shirtü?

Burada da; Siz milliyetçiliğe ihanet ettiniz, gerçek milliyetçi oydu diye ölmüş bir milliyetçiye atıf yapılmış olabilir mi?

Bir de, adamcağız ÖTV düzenlemesine kızmış da ondan yakmışmış. E tamam canım, reis onu çözer. Gerçekten bu “Reis” hitabı Erdoğan için ne zaman dolaşıma girdi? Bu hitap milliyetçi jargonda yer alır çünkü!!

Bu olay beni çok heyecanlandırdı ve okumalarına güvendiğim birkaç kişiye sordum,

“Sence Beyaz Toros’u AKP mi yaktı, MHP mi?” dedim.

İçlerinden bir tanesi şöyle dedi: JİTEM sorgulama ve cinayetlerinde bu Beyaz Toros’u kullanılırdı. Çoğu zaman ortadan kaybolurdu ama bazen Beyaz Toros’lar yanmış olarak bulunurdu, içerisinde de sorgusunu yaptıkları kişinin cesedi.

Hmm, ben cevabı tahmin ediyorum ama sizce Beyaz Toros’un içindeki ceset kime ait?

Her kim yakmış olursa olsun, Beyaz Toros yandı. Türkiye geri dönüşü olmayan bir yola girdi. Erken seçim tarihimiz hayırlara vesile olsun. Bence 5 ay içerisinde seçim konuşulmaya başlanır.

2023 seçimleri sonrasında yazdığım bir yazıda bir sonraki genel seçim asla 2028’de olmayacak ancak o zamana kadar çok canlar yanacak. Cehennemin kapıları sonuna kadar açıldı ve zebaniler sokaklara saçıldı. O zamana kadar başınıza gelenlere sabredin ve ölmemeye çalışın demiştim.

Şimdi kemerlerinizi sıkıca bağlayın, çünkü yeni Türkiye’ye doğru uçuşa geçiyoruz. Hava şartları kötü, rüzgâr, fırtına, sağanak yağış var, şimşekler çakıyor aynı anda. Ama bu uçak o limana inecek. Umarım yılan kuyruğunu yer de, tertemiz bir Türkiye’ye adım atarız..

Ne AKP’den, ne MHP’den bu ülkeye hayır gelmez..

https://www.patreon.com/c/nurbetularas