Kötüleri sihirle yenemeyiz

Trump’ın şımarıkça talepleri sonucu kendisine karşı bilenen insanları durdurmak ve aslında ne menem insanlar olduklarını ifşa etmek için ortalığa saçtığı Epstein belgelerini konuşuyoruz bir süredir.

Bu organize kötülük her daim yaşandı ama sadece Epstein adasında değil, dünyanın her yerinde, dünyanın tüm halkları tarafından yaşatıldı. Epstein olayında insanların zoruna giden belki de, medeniyet diye sığındıkları Avrupa ve Amerika’nın en seçkinlerinin korkunç işkencelerde fail olmasıydı. Dolaylı işkencelerin faili olduğunu bildiğimiz bu insanlar meğer sandığımız kadar değil, sandığımızdan daha kötülermiş.

İnsanlık, tanrılara bakire kurban etmekten bir adım bile ileri adım atamamış meğer. Taliban’ın barbarlığına, İran’ın keyfi cinayetlerine karşı kimden güç alacağız şimdi, değil mi? Onlara şikâyet ediyorduk tüm yobazlıkları. Sanki bu aşağılık kadın katillerini onlar yaratıp desteklememiş gibi.

Dünyanın her yerinde insanlık, susması sayesinde kötülere alan açıyor, onları sessizliğiyle destekliyor. Sonra iyilerin mezarı başında ağıt yakıyor. Türkiye’de yok mu yani çocukların tecavüze uğradığı, ahalinin susarak destek olduğu tecavüz adaları? Ada bazen bir odadır, bazen bir medrese, bazen bir ahır, bazen bir okul, bazen bir depo, bazen TBMM.

Hiç lafı dolandırmayalım, dünyanın her yerinde kötülüğün kaynağı erkeklerdir; Fransa’da Gisèle Pelicot’a senelerce tecavüz edenler de, Ensar Vakfı’nda 40 çocuğu istismar edenler de, Manisa’nın bir ilçesinde 5 yaşında kız çocuğuna tecavüz edip öldüren de erkeklerdir. Tekirdağ’da cinsel istismara uğradığı için ölen 2 yaşındaki Sıla bebek de, IŞİD’in köle pazarında satılan kadınlar, çocuklar da aynı erkekliğin kurbanıdır. Artık 7’den 70’e bile diyemiyoruz, 2 aylıktan 90 yaşına kadar tüm kadınlar erkekler tarafından kurban edilebilmektedir.

Bu yaşananların kaynağı ise ne tek başına kötülük, ne erkeklik, bu yaşananların temel sebebi haklıların, mağdurların susması, susturulması, yalnız bırakılması.

Kötüler kadar iyiler de organize olmadıkça yenemeyeceğiz kötülüğü. Bilgisayar ve telefon oyunları şiddeti çağırıyor, besliyor. Telefon uygulamalarındaki çocuk oyunları, çizgi filmler, kırtasiyelerde çocuklar için satışa sunulan objeler bile kötülüğü çağırıyor, besliyor. Kötülük tüm dünyada övülüyor, besleniyor. Ne için? Daha kötü bir dünya için.. Böylece geniş halk kitleleri cehennem kazanlarında kaynarken, zebaniler davul çalabilecek!!

Kötüler organize oluyor, kötülüklerinin normalleşmesi için ortamlar yaratıyor ve biteviye bu ortamları destekliyor, büyütüyor. Kötü karakterler çocuklara dahi sevimli gösterilmeye çalışılıyor. Kuromi çizgi filmi mesela, hatta hiç ummazsınız, Power Pop Girl.

Bir gün kırtasiyede kızımla geziyoruz. Farklı objeler almayı seviyor, sadece bunun için bile kırtasiyede geziyoruz. Bir kalemi eline aldı ve üzerindeki objeye yerleştirilmiş yumuşak dokuyla oynamaya başladı. Çok yumuşak baksana dedi. Bu ne dedim? Küçük bir bebek, elinde kalp tutuyor gibi ama şekil tam kalbe de benzemiyor, ten rengi üstelik, başı da bir tuhaf duruyor. Bebeğin yüzü ve ayakları ters yöne bakıyor. Meğer bebeğin arkası dönükmüş, poposu açıkta arkaya doğru bakıyormuş. O yumuşak doku bebeğin poposuymuş. Bir bebeğin poposu neden açıkta olsun, bırak onu elinden dediğimde kızım, böyle şeylerin şimdi normal olduğunu, benim şuan olup biten hiçbir şeyi anlamadığımı söyledi.

Kızım 2 yaşında ekran kullanımına kısıtlı bir şekilde başladı ve izlediği her şeyi takip ediyorum, bir şey izlerken ben de o sırada başka bir şey izliyorum ve izlediği içeriği görme şansım oluyor. Biz buna birlikte keyif yapmak diyoruz.

Kötülüğü besleyen bir içerikle karşılaştığım anda kızımı uyarıyor, farkında olmadan onu kötü düşünmeye, kötülük yapmakta bir sorun olmadığı fikrine alıştırmaya çalıştıklarını söylüyor ve o içeriği hayatından çıkarıyorum. Başlarda ebeveynsiz çizgi filmler tuhafıma gitti. Farkında mısınız? Şimdiki çizgi filmlerin çoğunda anne & baba bir şekilde ya çok uzakta, ya ölmüş, ya o bir kahramanmış ve bir kötülük onu esir almış ve çocuk tek başına savaşıyor.. Annesi & babası kötülüğe yenilmiş bir çocuk, kötülüğe karşı nasıl savaşır ve onu yenebilir?

Çizgi filmlerin sonu hep iyi bitiyor elbette, kötüler organize bir şekilde ordularıyla, planlarıyla savaşa çıkarken, iyiler doğaüstü güçlerle, sihirle kötülüğü yenmeye çalışıyor. Yani imkansızı başarmaya çalışıyorlar!! Alt metinle çocuklara kötülüğü yenmek için ancak mucizeye ihtiyaçları olduğu öğretiliyor. Özellikle Netflix’te izlediğimiz birçok içerik böyle. Ben bu içeriklerin bazılarını izlemesine engel oluyor, bazılarını onunla izliyor ve neye maruz kaldığını ona gösteriyorum ki benim olmadığım ortamlarda maruz kaldığı şeylerle nereye çekilmeye çalışıldığını kendisi algılayabilsin.

Cezaevinden çıktığımda kızımın elinde kartondan yapılmış, üzerinde desenler olan objeler gördüm. Bu ne dediğimde ben Zoey’im, bunlar da bıçaklarım dedi. Bıçak mı?!?

Tüm dünyayı kuşattığı üzere kızım da birçok arkadaşıyla birlikte “Hunter X İblis Avcıları” filmini izlemiş ve Zoey karakterini kendisine yakın bulmuştu. Ancak melek gibi bir kızın elinde bu bıçakların ne işi vardı? Kızıma bunu sorduğumda “Annecik, bu bıçaklarla iblisleri kesiyoruz” dedi. Annecik, iblisler, bıçak ve kesmek kelimeleri aynı cümle içerisinde. “Bugün iblis kestiğini düşünebilirsin ama sen her ne için olursa olsun eline bir bıçak aldın, benim meleğimin elinde bu bıçakların ne işi var?” diye sordum ona. O zaman durumun tuhaflığının farkına varır gibi oldu ama benim hiçbir şey anlamadığım düşüncesiyle eş zamanlı olarak.

Daha sonra Youtube Shorts izlemeye başladığını keşfettim ve içeriklerde Demon Slayer (İblis Keser)  isimli edebiyat serisinden görsellerin sunulduğunu gördüm. Görseller karşısında şok oldum.

Hunter X’i birlikte izliyor, K-pop şarkıları dinliyoruz. Demon Slayer ise tamamen yasaklı. Ancak ne zamana kadar bu kontrolü sağlayabilirim, bilmiyorum. Eğer nasıl algılaması ve kritik etmesi gerektiği fikrini ona aşılayabilirsem, korkacağım bir şey yok. Ama ergenlikte o bağ koparsa diye endişeleniyorum. Yine de kedisi evdeki güveyi yediği için ağlayan ve kedisine küsen bu kızın içerisindeki iyilik tohumuna güveniyorum.

Çocuklarımız şiddete alıştırılıyor. Çizgi filmlerle, şarkılarla, telefon uygulamalarıyla alıştırılıyor. Şiddet karşısında elindeki tek güç ise sihir!! Kötülük karşısında organize olmak zorundayız. İnsanları iyiliğe alıştırmak, iyiliği yaymak ve görünür kılmak zorundayız. Biz çocukken TV’de Mahallenin Muhtarları, 7 Numara, Şaşıfelek Çıkmazı gibi naif, modern hayatı besleyen diziler oynardı. AKP ile eş zamanlı olarak Kurtlar Vadisi dizisi girdi hayatımıza ve o günden itibaren silahlı mafyalar ekranlarımızı işgal etti. Bugün ekranlarımız kavga eden insanlar, her türlü ahlaksızlığın en ince ayrıntısına kadar anlatıldığı gündüz kuşağı programları ile dolu. Bu içerikler ise kavgayı, hakareti, çirkefliği besliyor. Haberler felaket tellalı ve diziler ise dayak atan insanlar, cenazeler, cezaevleri, duruşma salonları, mafya ve serserilerle dolu. Ana karakterlerin anası-babası başka birileriymiş meğer, birçok dizide aynı terane, aldatmak sıradanlaştı.

Diyeceğim o ki, özellikle çocuklarımızı takip etmek zorundayız ama biz de sürekli kötülüğe maruz kalıyoruz. Haberler, TV şovlarının içerikleri, sosyal medyada önümüze düşen içerikler hep kötülüğün ne kadar yaygın olduğu ve onları durdurmaya asla gücümüzün yetmeyeceğini söylüyor bize.  Kötülüğe alışmamız sağlanıyor ve onu yenemeyeceğimiz konusunda çaresiz hissettiriliyoruz. İyiliği yapmaya, iyiliği yaymaya, iyiliği görünür kılmaya ihtiyacımız var. İnsana, hayvana işkenceyi normalleştiren insanlara karşı, iyilik neferi olmalıyız.

Uyanık olun kardeşim, uyanık olun ve iyiliğe, iyilere sahip çıkın. Dünya savaşı kötülerle kötüler arasında değil, ezelden beri iyiler ve kötüler arasında..


Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Beni desteklemek isterseniz,

Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas