Yaşadıklarımı hazmedebilmek için geçici koğuşta yalnız kalmayı umuyordum. Tüm gürültüye rağmen, bir buçuk günlük uykusuzluk ve kahvesizliğin başıma topladığı ağrıya rağmen uyumuşum. 2 saat mi uyudum, yarım saat mi, 10dk mı bilmiyorum, kilit açılma gürültüleriyle uyanıyorum. Gardiyanın ekmeğimi paylaşacağımı söylediği kadınlar içeri girmeye başlıyor. 1, 2, 3, 4, 5, 6.. Bu ne lan!! İçeri tam 10 kadın giriyor yatakları, çarşaflarıyla.
Genç, yaşlı, ev hanımı, Afrika’lı, hamile, .. Hamile!!
Kadınların içerisinde 4 tanesi daha önce cezaevine girip çıkmış. Neye uğradığını şaşıran ve şimdi ne yapması gerektiğini anlamaya çalışan diğer kadınları yönlendiriyorlar. “Ben KOAH hastasıyım, yerde yatamam.” Diyen 60’larındaki kadına bir yatak, hamile kadına bir yatak vermeye karar veriyorlar. Gelenlerden bir tanesi çoktan devrilip uyumaya başlamış bile sondaki yatakta.
Diğerleri ellerinde yatakları ve çarşaflarıyla uzun dikdörtgen 4 kişilik koğuşa nasıl sığacaklarına karar vermeye çalışıyorlar. Ben onları izleyerek karakter ve suç analizi yapmaya koyulmuşum çoktan.
Aaa, baş ağrım gitmiş..
Kadınlar yatakların bir kısmını ucuna, bir kısmını da karyolaların bittiği boş alana yan yana dizmeye çalışıyorlar. Tek odada yatan 11 kardeşiz şimdi. Yerleşme sürerken memur gelip kahvaltılık peynir, zeytin, reçel, bal ve ekmek getiriyor. Sigara tiryakisi olan tecrübeli tutuklular çakmak istiyor hemen. Memur birininkini yakıyor, iki saatte bir geleceğim, çakmak için kapıya vurmayın sakın diyor. Hijyen kitlerini veriyor, gidiyor.
Telaşla sigaralar yakılıyor hemen. 9 kadın birden sigara içiyor şimdi, KOAH hastası ve hamile kadın da dâhil. Koğuş sigara dumanıyla doluyor. Bu kadar dumandan yangın alarmı çalar diye düşünüyorum ama tık yok. Ara sıra Türk kahvesinin yanında ben de 1-2 dal sigara içerim ama benimkisi keyif pezevenkliği, duman altı olmaktan hiç hoşlanmam. Çocukluğumda Alerjik Astım Bronşit öyküm var ve sigara beni en rahatsız eden şeylerden biri. Birer sigara içerler ve biter diye düşünüyorum ama KOAH hastası tecrübeli tutuklulardan, “sigaraları sırayla yakalım, böylece çakmak istemek zorunda kalmayız.” diyor, sigarasını sigarayla yakıyor. “Eyvahlar olsun” diyorum. Hamile kadın ve KOAH hastası teyze sigara üstüne sigara içmeye devam ederken, diğerleri yataklarını hazırlıyorlar.
Yataklar kurulunca gece kahvaltısı etmeye başlıyorlar. Tüm günün yorgunluğunun ardından kardeşlik hukukuyla bölüşüyorlar yiyeceklerini. Kimse kimsenin hakkına girmediği gibi herkes birbirine şefkat gösteriyor. Uzun saatler süren açlık bittikten sonra artık kendileri için üzülmeye, endişelenmeye devam edebilirler.
Daha önce hüküm giyip tahliye olan ve şimdi 48 suçtan yargılanan bir kadın, ev hanımı olduğu her halinden belli olan 20’lerinde gibi görünen kadına soruyor.
-Neden aldılar?
Kadın boğazındaki düğümden sesini kurtarıyor ve bir çocuk gibi dudaklarını bükerek zar zor anlatmaya başlıyor.
-Kocama çocuklarımı göstermiyormuşum, yalan. Gösterdim, belgelerim, fotoğraflarım da var ama kabul etmediler. Özel hayatın gizliliğine giriyormuş.
-Ayrılma aşamasında mısınız, boşandın mı, diye soruyorum.
-Boşanma aşamasındayız. Uzaklaştırması biter bitmez şikâyet etmiş beni.
-Şiddet mi görüyordun, diye soruyorum.
-Hem bana, hem çocuklara şiddet uyguluyordu. Beni, çocuklarını döven adam dışarıda, ben içerideyim. Çocuklar annemde şimdi. Ya gidip taşkınlık yaparsa, deyip ağlamaya başlıyor. 5 gün yatıp çıkacakmışım, “Bu ne biçim adalet?” diye dizlerini dövüyor.
Asıl merak ettiğim hamile kadın ve 15 yaşlarında görünen Roman kız çocuğu. Tecrübeli eski hükümlü sırayla sorguya çekiyor oda arkadaşlarını. Biriyle dışarıda arkadaşmış, burada denk gelmişler. Bazı kaderler aynı yollarda kesişik.
-Sen? Diye soruyor hamile kadına.
-Uyuşturucu, diyor. Onu ihbar eden çocuğa beddualar ediyor. Kaç aylık hamile olduğunu soruyoruz, 9 aylık hamile olduğunu, akşam-sabah doğuracağını söylüyor. Böyle bir kadını nasıl alırlar diye düşünürken, kadın bir kız çocuğunun adını söyleyerek ağlamaya başlıyor. “Bezini değişti mi oğlan acaba?” diyor. “Bakacak kimse yok mu? Oğlan kaç yaşında, kız kaç yaşında?” diye soruyoruz. Kocası, kaynanası, diğer çocukları tutukluymuş, şimdi de kendisi tutuklanmış. 11,6 ve 2,5 yaşındaki 3 çocuk, evde yalnızlarmış. “Sen kaç yaşındasın ki 4 çocuk yaptın, daha da çocuklarım var diyorsun?”
-32 yaşındayım. 12 yaşında evlendim, 13 yaşında ilk çocuğum oldu. Bu karnımdakiylen 9 çocuğum olacak diyor.
Bakacak kimsenin olmadığı 3 çocuk evde, 9 aylık hamile kadın hapiste!! Cezaevi bu ailenin hayatının bir parçası, belli aralıklarla girip çıkıyorlar sürekli. Uyuşturucu satarken yakalanıyor. Annesi suçüstü yakalanıp gözaltına alınırken 11 yaşındaki oğlu da yanında. Çocuk polislerin önüne atılıp “Satmıyor, ben içiyorum” diyor anasını korumak için. Aile büyüklerinden böyle öğrenmiş. “Bu yaşta uyuşturucu kullanıyorsan, o zaman da bunun için alırım anneni. Seni de devletin korumasına alırız.”, deyince çocuk susmuş.
-Devlet alır çocuklarını bu durumda.
-İnşallah alır da sefil olmaz çocuklar.
Çoğumuz için korkunç bir seçenek, bu kadın için bir şans. İki çocuğunu annesine emanet ettiği halde gözü arkada kalan kadınla –ne hayatlar var- bakışmasında buluşuyoruz.
-Sen? Diye soruyor Afrika’lı kadına.
-Bum, bum, diyerek yumruk yaptığı ellerini havada savuruyor kadın. Sağ gözünün altındaki morluğun sebebini anlıyoruz, kavgaya karışmış.
Yemenili, 20’li yaşlarında, hanım hanımcık bir kız var. Sürekli uyuyor, Rus’muş. Hırsızlıktan almışlar. Gıyabında anlatıyorlar. Bir de reşit olmayan bir kız varmış yanında, onu çocuk koğuşuna almışlar. Orası çok daha beter diyor tecrübeli hükümlü.
KOAH’lı teyze de uyuşturucu satmaktan tutuklanmış. Dışarı çıkınca onu ihbar eden çocuğa neler yapacağını sayıp, peşine hemen kocaman gülümsüyor. “Kızım da burada benim, 8 yıldır. Onnan kalçam. Anasını görünce sevinir. Yıkar beni, kendi elbiselerinnen giydirir. Bi güzel bakar anacığına.” Sönmek üzere olan sigarasıyla yeni sigarasını yakıyor.
-Sen, diyor 40’lı yaşlarında bir kadına.
-Dolandırıcıymışım ben, karşılıksız çekten aldılar. Ödediğim borç yüzünden buradayım deyip la havle bir baş sallamasıyla ağlamaya başlıyor. Kuru temizleme dükkanı açmış, pandemide batmış. Birçok borcunu kapatmış, bir kişinin borcunu geciktirmiş. O kişi de dava açmış, ceza almış ama o dönem cezaevine girdi-çıktı yapmışlar. Borcunu yapılandırıp ödemiş. Ancak borcu kapattığını bildirmemiş. İşte bu karışıklık yüzünden tutuklanmış. Şimdi eşi dışarıda evrak dolandırıyormuş ama ne kadar daha tutuklu kalacağını bilmiyor, çıldırıyor. Çocukları okuldan dönmek üzereyken tutuklanmış, komşuya emanet edip teslim olmuş. Kendisi, eşi, çocukları şok içerisinde.
Yerde yatanlardan biri 30’larında genç, güzel bir kadın. MET bağımlısıymış ama satmaktan tutuklanmış.
Küçük roman kızı bakışlar kendisine dönünce “hırsızlık” deyip kıkırdıyor. “Başkası çaldı abla, suçu bana attılar.”
18 yaşındaymış, 4 aylık oğlu varmış. Bebeğiyle tutuklanmış, nezarette kayınvalidesine teslim etmiş bebeği. 9 aylık hamile kadına dediğimiz gibi, senin de burada olmaman lazım diyoruz ama hangimizin olması lazım ki?
Yine 40’lı yaşlarında kendi halinde bir kadın, eşi üzerine şirket açmış, batmış, kadını almışlar. Yıllardır sürdürdüğü zorlu evliliğin sonunda kocası yüzünden bir de hapse düştüğü, çocuklarından ayrı kaldığı için hem çok öfkeli, hem sürekli ağlıyor.
Ben de herkesi sorgulayanı sorguluyorum,
-Sen?
Son derece kibar, saygılı ince sesiyle anlatıyor; Ev arkadaşı çok borcu olduğunu, kıyafetlerini satacağını söyleyerek telefonuna bir uygulama indirmiş. Onun adına bir sürü telefon hattı çıkarmış. Onun yüzünden tutuklandığını ama ev arkadaşı da tutuklandığı için serbest kalacağını umuyor. Ama hayattaki şansını düşününce çok da ümitli gelmiyor. Bu hikâye de bize pek inandırıcı gelmiyor. Bu ilk girişi değil.
Tüm gözler bana dönüyor şimdi.
-Sen? Diyor bana da.
-Tweet attım ben de, cumhurbaşkanına hakaret saydılar.
Gülüyorlar, benim etmediğim küfürler ve hakaretler karışıyor sigara dumanına. İyi yapmışsın diyorlar ve ne yazdığımı soruyorlar. Tweetleri söylüyorum, çatık kaşlarla bana bakıyorlar, tweetlerdeki hakareti bulmaya çalışıyorlar.
“Hepimiz boşu boşuna buradayız.” Diyorum.
Ev hanımı kadınlarla göz göze geliyoruz. Hepimizin aklında muhtemelen aynı soru. “Bizim burada ne işimiz var?”. İçimizde sistemin suça, suçun mağduriyete, mağduriyetin suça sürüklediği bu insanlara devlet yalnızca cezalandırmak için dokunuyor. Görece daha şanslı floralara doğan bizlerin ise bu koğuşta olmamıza sebep olacak hiçbir mantıklı açıklama yok.
İnfaz memuru anti-depresan ve uyku ilacı kullananlara ilaçlarını getirince çakmak isteyip birer sigara daha yakıyor hamile kadın, KOAH hastası ve 48 suç kaydı olan. Neyse, bu son sigaralarla uyurlar artık diyorum ama nerdee.. Sigaraları bittikçe acil durumlarda memuru çağırmamız gereken butona basıp memuru çağırıyorlar. Gelmezse güm güm güm avuç içleriyle kapıyı inletiyor, memur gelene kadar pes etmiyorlar. 48 suç kaydı olan kapı altından bağırıyor.
-Meemuruum.. Meemuruum.. Meemuruuuum..
-Ne var?
-Bi çakmak rica etsem memurum?
Memur gelip gözetleme deliğinden sigarasını yakıyor. “Bi daha kapıya vurmayın, butona basın, tutanak yersiniz” diyor. Sigarasını içince o da yatıyor. KOAH hastası kadın ve ben hariç herkes uyuyor. Kadın sürekli sönmek üzere olan sigarasıyla yenisini yakıyor. Sağıma dönüp uyumaya çalışıyorum.
Benim burada ne işim var?
Arya’cığım, özür dilerim.. Bu benim mücadelemdi, seni bunun bi parçası haline getirmeye hakkım yoktu diyerek kızımın ruhundan özürler diliyorum.
Okulunun ilk gününde “İlk günün nasıl geçti? Yeni öğretmenin nasıl biri? Eski sınıfından tanıdığın kimler var?” diye sorular sorup onu konuştururken, sesinden, edasından, ruh halini gözlemleyerek onu rahatlatmam gerekirken, yokluğumla sınanıyor benim ince fikirli, naif meleğim.
Hak mücadelesi nasıl yapılır, şikâyet etmek yerine nasıl sonuç alınır konularında ayrı düştüğümüz gaddar veya umursamaz insanların cümleleri yankılanıyor kafamda.
“Bak, sen içeridesin. Olan kızına, sana oldu.”
Olan bize oldu Arya’cığım, özür dilerim. Senden güçlü olmanı, metin olmanı beklemeye hakkım yoktu. Hakkına girdim, özür dilerim.
Ama..
Ben de senin için mücadele ediyorum. Sen özgür bir ülkede, gönlünce yaşa diye. Elinden çalınmaya çalışılan haklarını kaybetme diye. Kaybettiğimiz hakları fazlasıyla geri kazanalım diye. Sen, benim yaşadığım zorlukları yaşama diye. Yobaz erkekler-kadınlar hayat neşeni çalamasın diye.
***
Ben uykuya dalamıyorum, hamile kadın uyanıyor. Sancım var diye inlemeye başlıyor.48 suç kaydı olan kadın uyanıyor ve yakın olduğu butona basıyor ama buton çalışmıyor. Güm güm kapıya vuruyor ve yine o incecik sesiyle:
-Meeemuruuum, diye defalarca sesleniyor.
-Ne var?
-Kadın doğuruyor memurum, revire gitmesi lazım.
-Revir kapalı bu saatte.
-Çok sancım var, diye ağlıyor, ayaklanıyor hamile kadın.
-Bekle!! Doktor çağırıcam, diyor memur. Tam kapıyı kapatacakken bizimki,
-Memurum, bi çakmak versen?
-Off!!
48 suç kaydı olanın sigarasını yakıyor delikten. Onun sigarasından hamile kadın ve KOAH hastası da sigaralarını yakıyorlar. Kadın başının da çok ağrıdığını söylüyor. Hijyen kitinin içerisindeki peştamal olarak kullanılabilecek uzun bez parçasını sıkıca başına bağlıyor. Dev bir hediye paketi gibi görünüyor şimdi. Elinde sigara, yataklarla dolu koğuşta bata çıka yürümeye çalışıyor. Tuvalet ve duşun bulunduğu duvara dayanıyor iki büklüm. Hem sigarasını içiyor, hem “Çok sancım var” diye ağlıyor.
Sigarası bitince yatmaya çalışıyor ama yatamıyor. Karanlıkta oturup sigara içiyor KOAH hastasıyla.
-Kendimizi de, çocuklarımızı da mahvettik, diyor KOAH hastası. Hamile kadın yorgun yüzüyle, dalgın bakışlarıyla ağır ağır başını sallıyor. Bir yandan da belini ovuşturuyor. 18’lik kızdan rica ediyor, “Yavrum, şu belimi ov be!?” Kız kalkıp masaj yapıyor kaynanası yaşlarındaki kadına. Biraz rahatlıyor, uykuya dalıyor. Yarım saat sonra tekrar uyanıyor, ağlıyor, inliyor, yalvarıyor.48 suç kaydı olan kapının ağzında yattığı için hemen kalkıp avuç içleriyle kapıyı inletiyor.
-Meemuruuum.. Meemuruum.. Meemurum..
-…..
-Meemuruuuum. Meemurum lütfen memurum. Güm!! Güm!! Güm!!
-…..
-Allah belanı versin memurum, diyor sesi içine kaçarak.
-Kadın doğuracak burda. Bu işlerden anlayan var mı, diyor KOAH hastası. Herkes birbirine bakıyor kalkık kaşlarla. Hamile kadın ağladıkça canımız yanıyor, hiçbir şey yapamıyoruz. 48 suç kaydı olan eliyle gümletiyor, tekmeliyor kapıyı. Biz de arkadan bağırıyoruz. Memur gelip bağırıyor.
-Ya, doktor gelecek ya!!
-Doğuracak kadın memurum.
-Ben n’apabilirim?
-Hastaneye götürseniz?
-Suyun geldi mi? Diye bağırıyor delikten.
-Yok.
-Bekle!! Tam konuşma boşluğunu kapatacakken,
-Memurum, bi çakmak versen?
-Allah’ım yaa!!
-Teşekkürler memurum.
***
1-2 saat sonra revir personeli geliyor. Bir şeyler soruyor, kadın zar zor cevap veriyor. Sancıların sıklaştığını söylüyoruz, gidiyor. Birkaç saat sessizlik. Herkes uyuyor, ben bakıyorum. Bir anons yapılıyor.
“Tutuklu ve hükümlülerin dikkatine!! Sayım yapılacaktır, sayım düzeni alın.”
Bu yüksek sesle uykusu kaçanlar ve hiç uyuyamayanlar birbirine bakıyor. Sayım düzeni nasıl alınıyor? Tecrübeli tutuklular uyuyor. Bizi sabaha kadar uyutmayan 48 suç kaydı olana sesleniyorum.
-Sayım yapılacakmış kalk!!
Uyku ilaçlarının etkisiyle zombi gibi diriliyor,
-1,2,3,4,
-Kız sen saymıycaksın, bizi sayacaklar, ne yapmamız lazım?
Bi gözünü yarım açıp etrafına bakıyor, yüzükoyun yığılıyor yatağa. 20 dk. Sonra memurlar büyük bir gürültüyle kapının kilitlerini açıp bağırıyor, “Ayağa kalk!! Duvar dibine dizil, sayy!!”
Tecrübeliler 1,2,3, diye saymaya başlayınca biz de devam ettiriyoruz.
Az sonra hamile kadını alıp hastaneye götürüyorlar. KOAH hastası ve 48 suç kaydı olansigara derdine düşüyor. Kapıyı gümletmeye başlıyorlar yine.
-Meemuruum, meemuruuum.
-……
-Meemuruuuum.
-……
-Memurum!! Güm!! Güm!! Güm!! Güm!!
Yarım saat boyunca aralıksız sesleniyor ama tık yok.
-Meemurum!!
-Ya, ne var be!!
-Meemurum n’olur memurum, bi çakmak.
-Yok çakmak falan!!
Vardiya değişmiş, bu kız yeni.Bizimkiler hem sövüyor, hem pes etmiyor.
-Memurum, rica etsem bakabilir misiniz?
-Hahh!! İşte öyle, güzel güzel konuş. Kibarca iste, diyor KOAH’lı teyze.
-Memurum, yalvarırım.
-…..
-İnat etti karı vermiycek.
-O inat etti, ben de inat ettim, hadi bakalım.
GÜM!! GÜM!! GÜM!!
Az sonra büyük gürültülerle kilitler çeviriliyor, kapı açılıyor. Hamile kadın geliyor, hiçbir değişiklik yok. Girer girmez ağlayarak “Ağrı kesici verin bana” diyor. O arada 48 suç kaydı olan memurlara sigarasını yaktırıyor.
-Eee, ne oldu? Neden yatırmadılar?
-Ağrı kesici bilen vermedi şerefsizler, ben de tetaviyi reddettim, diyor.
-Neden vermediler?
-Hamileymişim diye vermediler, diyor sigarasını yakıyor.
Doktor ağrı kesici vermiyor, sen sigara içiyorsun diye söyleniyoruz hep bir ağızdan.
Kapı açılıyor. Bir memur, dışarı çıkmamızı, tek sıra halinde duvar dibine dizilmemizi istiyor. Bizi hangi koğuşa gideceğimize karar verecek olan kurula götürüyor. Girişte cevapladığımız soruları tekrar, tekrar sorup farklı evraka yahut ekranlara bir daha işliyorlar. Önce kurula, sonra psikoloğa, sonra revire gidiyoruz. Kurulda ve psikolog görüşmesinde sigara içilmeyen koğuş varsa oraya gitmek istiyorum diyorum. Koğuş yok ama odanı öyle ayarlamaya çalışırız diyorlar. Sonunda ne zamana kadar tutulacağımı bilmediğim tutuklu koğuşuma götürüleceğim.
Not: Sizlere reklamsız bir yazı okuma deneyimi sunuyorum. Beni desteklemek isterseniz,
Patreon hesabım: https://www.patreon.com/c/nurbetularas



